Teleskop (Köyümüzden hikayeler serisi)

16402692_10154549040074635_8953064369759701367_o

Bilirsiniz okullar yaz tatiline girince çocuklar sevinçten ve yazın da etkisi ile mutluluktan yere göğe sığamazlar.  Eğer bir köylü çocuğu iseniz bu coşku çok daha renkli ve heyecan ile hissedilir ve yaşanır, yaşatılır. Her zaman söylemişimdir, köylü cocukları dünyanın en şanslı çocuklarıdır. Doğa ile barışık yaşarlar, hayvan sevgileri şehirli çocuklar ile kıyaslanmayacak kadar neşeli doğal ve gerçektir. Köyde gün uzundur, yorucudur, zahmetlidir fakat, anı, dolu dolu  yaşatır köy hayatı insana, yorulursunuz ama of puf etmez pişmanlık duymaz söylenmezsiniz. Ben kendi adıma rahatlıkla diyebilirim ki köyde doğup büyüdüğümden dolayı  gerçekten çok şanslı bir çocukluk hayatı ve dönemi yaşadım.

Sene 1977 nerden mi biliyorum?  5 sınıfı bitirmiş 6 sınıfa geçmiştim, köyümüzün okulu uzun bir yaz tatiline girmişti. Artık tarla bahçe göl, tütün, hayvan peşinde koşma günlerimiz başlamıştı. Nerden bilebilirdim köydeki sondan bir önceki senem olduğunu, biri çıkıp seneye, yani 1978 yılında 6 sınıfı bitirdikten sonra ailecek Türkiyeye göç edeceksiniz deselerdi  güler geçerdim. O dönemlerde Bulgaristanda Türk ailelerinin büyükleri çocuklarının yanında bırakın göçmenlik konularını konuşmayı evlatları üzülmesin diye sürekli yarınların daha iyi olması için planlar yaparlar, uşaklarını bu üzücü konuların içine çekmezlerdi. Ama itiraf etmeliyim ki Türklerin nerdeyse çoluk çocuk hepsinin anavatana özlem havası  vardı. Çocuk olmamıza rağmen, bir şeylerin bizden saklanmasına rağmen,  sihirli bir şekilde o anavatan sevdası içimizi sarmış bizi derinden etkilemekteydi. Şimdi düşününce diyorum ki demek ki bu hisler hiçte öyle boşuna değilmiş, bir rahatsızlık varmış ki biz bu ateşten gömleği giymek zorunda kalmışız. Hey gidi güzel günler hey hiç unutulmasınız ki.

Yine sıcak bir Temmuz sabahı Muratlar köyünün aşağı mahalle çocukları (Yuri Gagarin Mahallesi) toplanmış bu günü nasıl değerlendirelim diye program yaparken bir sonuca varamamıştık. Mahallemizin meydanındaki Küçük İbrahimlerin evinin önündeki peykada ( bank) oturuyor  her türlü hayale orada dalıyor ve  o peykada her gün dünyaya evrene mesajlar gönderiyorduk. Bu gün ne yapalım? Soru buydu. Herkes karışık  ve doğaçlama bir şekilde fikrini ortaya atıyordu.  Ridvan çelik çomak oynayalım diyordu, Hakkı boklukta (çöplükte) muharebe  oyunu yapmayı öneriyor, kardeşi Halil Koruya gidelim ağaçların üstüne koliba  yapalımı teklif ediyordu. Rahmetli Kamil Rafiev  evde kozanak var rakı var şarap var herkes evden birşeyler getirsin Buzluca (Tuzsuz Çeşme) çeşmesinin önündeki meraya gidelim muhabbet edelim diyordu. İlhan ve Bahattin yazovire (göle) gidip  balık tutalım önerisİ ile farklı bir seçenek sunuyorlardı. Tartışma uzadıkça uzuyor, fakat ortak bir karar çıkmıyordu, herkes sözünü geçirmeye pek hevesliydi, zaman bir daha geri gelmemek üzere su gibi akıp gidiyor  sonsuzluğa bilinmeyene doğru yolun devam ediyordu. tartışma o kadar uzamıştı ki saatler akşamın dördü olmuştu bile. Mis gibi bir hava vardı , güneş yüzümüze gülüyor, hiç rüzgar esmiyor ılık ve serin hissediyorduk.  Saatler biraz daha ilerlemişti, artık umutlar tükenmeye başlamış çıkacak yeni bir fikre herkes tereddüt etmeden evet diyecek kıvama gelmişti sanki. Birden benim ağızımdan arkadaşlar bakın güneş batmak üzere, ama nedense ay da gökyüzünden bütün ihtişamıyla güzelliğini bize sergiliyordu, muhteşem  demek az bir tanımlama kalıyordu. Ay, çörek gibi kahverengi yüzeyi ile iştah kabartıyor, kendisini kıskandırıyordu. Aklıma bir fikir geldi diye atladım ortaya, herkes merak içerisinde olup biteni anlamaya çalışıyordu, üzerimizdeki mahmurluk gitmiş meraklar uyanmıştı. Dedimki  ben gidip mektepten (okuldan) teleskobu alayım, mahalleye getireyim  kuralım aya bakalım, hem mahalledeki tüm çocuklar da bakar sevinir. Arkadaşlarımın jest ve mimiklerinden  anlaşılıyordu, fikrin kabul edildiğini çakmak çakmak gözlerden akan işaretler olumluydu, fakat endişe ve  korku karşımı bir şüphe de vardı. Mektebin kapısı kilitliydi, hadi kilidi açtık, nasıl getirecektik, yakalanırsak ne cevap verecektik, ailelerimiz bu işi ne derdi, işin ucunda rezil olmak da vardı. Anlıyorum endişe ediyorsunuz  diye atıldım  ortaya, endişeye mahal yok, ben zaten okulda beden eğitimi ve coğrafya kolu başkanıyım, bende anahtar var okula gidersem kimse şüphe etmez , alır gelirim, aya baktıktan sonra tekrar teleskobu yerine koyarız dedim. Anlık bir suskunluktan sonra, herkes  sorumluluklarını düşündü muhtemelen ki fikir kabul gördü. Yakalanırsak zaten o yaptı biz yapmadık diyecekler ve tüm sorumluluk bende olacaktı.

Ben her zamanki ben, annem bana hep o yüzden sinko uşağım benim (kurnaz anlamında, sessiz ve derinden) der, ama ne yapayım huyum kurusun nerden bela varsa en önde ben olmalıydım. Seviyordum böyle alengirli işleri.

Koşa koşa okula gittim, o kocaman teleskobu coğrafya odasından sırtıma yüklendim  ve doğru mahalleye. Neyse ki taşımak kolay oldu çünkü ayakları ile birlikte kurulu olarak kaçırdığım için çok sıkıntı yaşamadım. Haber alınmış herkes sıraya girmiş, meraklı gözler ile sıranın kendisine gelmesini bekliyor çocuklar, sırası gelenler, ayı görenler hayranlıklarını heyecanla paylaşmaya çalışırken meraklılar da akla gelmeyecek sorular soruyorlardı. Nasıldı? Yaşam izi varmı? Neden ayın yüzeyi kahve rengi? Üzerinde çörek (Tepside yapılan pide) ekmeğinde olduğu gibi kabarcıklar vardı, neden vardı?  Bu kadar keyifli seyretmelerinin, ayı bu kadar ne ve yakından görmelerinin nedeni teleskobun dilinden anlıyor olmamdı, kurulum ve netlik ayarlarını gelir gelmez kendi ellerimle yapmıştım. ve ayın görünen o pırıl pırıl yüzünü ilk önce ben görmüştüm. Harika kelimesi kifayetsiz kalıyordu, muhteşemdi hayır hayır mükemmeldi. mutluluktan baygınlık geçirecek duruma gelmiştim. Sadece ben mi hayır hepimiz öyleydik, sarhoş gibiydik.

138

Tabiği köy küçük  duyanlar diğer mahallelerden geliyor ve sıraya girip sabırsızlıkla sıra  bekliyorlardı.Ben İngilizlerin halk kahramanı Robin Hood gibi hissediyordum kendimi. Aklım sıra zenginlerden almış fakirler ile paylaşmıştım, evet yahu dedim, ben bu duygunun sevdalısıyım, seviyorum iyilik güzellik yapmayı. Sıra artık tekrar etmeye başlamış bir kez ayı gören yeniden sıraya girerek manzarayı bir kez daha görmek istiyordu. Zaman zaman sırayı durduruyor  çocukların teleskoba müdahalesinden dolayı bozulan netlik ayarını tekrar düzeltiyordum. Bir çocuk teleskobun ayaklarını yerden kesince çok korkmuş hemen düşmesin diye ayaklarına sarılmıştım. Neyse ki düşmesine mani olduk tekrar ayar yapmaya başlamıştım. Genelde netlik ayarı yaparken çocuklar sabırsızlanır ama aynı zamanda kendi aralarında gördüklerini hayranlıkla paylaşırlar, fakat nedense bu sefer hiç kimseden çıt çıkmıyordu. Bende hem ayar yapıyorum hemde her halde teleskop düşecek diye  korktularından diye içimden geçiriyordum ki, enseme kocaman bir şamarın indiğini  anlamadan yere devrildim. Öyle şiddetli bir şamardı ki kimden geldiğini hemen anladım. Bu eller Cemal Muallimin elleriydi, nerden mi biliyordum, daha önce tanışmışlığım vardı bu gücün etkisini çok iyi biliyordum. Cemal muallim bizim okulun Coğrafya öğretmeniydi, benim en sevdiğim hocalarımdan biriyidi, ama aynı zamanda da en korktuğum ve saygı duyduğum öğretmenlerin başında geliyordu. Sanırım uzun yıllar süren profesyonel iş hayatım boyunca, o köy okulundaki çok sevdiğim sevgili öğretmenlerimden aldığım bu terbiye ile bende onlara benzemiştim. İş hayatım boyunca yönettiğim kadrolarım ve ekiplerim bana hep aynı geri bildirimi verirlerdi. ”Hme çok seviyoruz Hemde çok Korkuyoruz” derlerdi.Seviyordum öğretmek için çırpınıyorlar gecelerini gündüzlerine katıyorlardı. Korkuyordum  çünkü adalet ve sorumluluk  duygularına hayrandım. Kimse o değerli öğretmenlere benim yanımda laf edemezdi.

Kalk dedi bana Cemal muallim ve elini uzattı kaldırdı beni. Dedim hocam kötü bir niyetim yoktu, sadece çocukları ve arkadaşları mutlu etmek için aldım teleskobu, hemen yerine bırakacaktım.  Her isteyen her istediğini yaparsa nasıl olacak bu işler, kim verecek bunların hesabını, kim ?   Yükselen ses tonuyla konuşmaları duyuyor ve koşar adımlarla sırtımda teleskopla okula doğru yol alıyordum. Gözümde  damla göz yaşım olmadan, yaptığımından pişman duymadan ,içimden hem söyleniyorum hemde kabahatimi biliyor kendimi yolda giderken yargılıyordum.  Benim hayatımda hiç keşkelerim olmadı desem yeridir. Evet devletin halkın ortak malını okuldan izinsiz almıştım, fakat iyi niyetle yapmıştım. Şimdiki aklım olsa yine yapardım ama önce izin alır sonra yapardım, izin vermezlerse yine düşünmem aynı şeyi yapardım. Ben kendimi biliyorum, verilemeyecek hesabım hiç olmadı benim. Neyse ucuz atlatmıştık, neyse ki Cemal Muallime yakalanmıştık, ya köye dışarında gelen öğretmenlere yakalansaydık. Verilmiş sadakamız varmış diyelim. Ertesi gün  bu konu unutuldu, Cemal Hocam beni disipline vermedi, belkide okulun en iyi öğrencilerinden olmam nedeniyle vermedi, belkide bizleri çok sevdiği için vermedi, kim bilir, bizim iyi niyetimizi tahmin etti vermedi, bunu belki hiç bir zaman bilmeyeceğiz. Lakin öğretmenlerimizi sevmeye ve onlara layık insanlar olmaya yaşadığımız sürece hep devam edeceğiz. Ne mutlu bizlere ki böyle idealist öğretmenlerin ellerinde yetiştik. Şanslı bir nesil olduğumuz için şükürler olsun diyebililiyoruz gerçekten. Bir başka hikayede buluşmak üzere hoşça kalın, sağlıcakla kalın. Birlik olun birlik olanlar her zaman daha güçlüdür.

 

 

Hikayelerim devam edecek, bir sonraki Hikayemde yine benzer bir anımı bu sefer beden öğretmenim olan  Recep Muallimin içinde olduğu bir hikaye kaleme almaya çalışacağımı bilginize sunarım.

137

Not: Bu hikaye Bulgaristan Eski Cuma  Muratlar Köyü Kiril i Metody okulunun değerli öğretmen hizmetli ve öğrencilerinin güzel anılarını yaşatmak  ve hatırlatmak adına yazılmıştır.  Tüm Öğretmen ve okul hizmetlisi olarak emek verenlerin  ellerinden öper saygılarımı sunarım.

 

Cevat ÇIRAK

02.03.2017

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

About Cevat Cirak

''Herkes kendi ateşinde yanar''
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s