Forma ve Kramponlar (Köy hikayeleri serisi)

img_0001_2

Yoldaki taşların arasından çıkmış yeşil otların ve küçük çiçeklerin güzelliklerini seyrederek yolda  yürüyor ve  bu güzelliklerin bana kattıklarını düşünerek ilerliyor ve yaşadığım bu keyifli hayata teşekkür ediyordum. Bu şükür etme ihtiyacını öyle ara sıra değil nerdeyse her gün tekrarlıyorduk, köydeki çocuklar öyle yetiştirilirdi 970’li  yıllarda.Dini konularda en önemli öğretmenim Ayşe annem (Anneannem) olmuştur; akşam olup aile büyükleri  evlerine  toplanınca,  perdeler çekilir, saklandığı yerden çıkartılan musaf özenle açılır ve büyüklerimiz tarafından sessizce okunurdu, biz küçüklere dinlemek düşerdi. Kuran dinlemek ilk başlarda biz çocuklara anlamsız gelirdi, okunanı anlamıyor önemini bilemiyorduk, fakat günlerden sonra bizde çok hoş bir seda bıraktığını çok sonraları anlıyorduk. Ayşe Annem kuran okumayı bitirdikten sonra  bize hep şükretmeyi öğretmiştir, hatta çok kullandığımız ve bildiğimiz duamız vardı, benim ilk öğrendiğim duadır ; Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi’l-hayr” türkçe meaili “Rabbim! kolaylaştır zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır”.  Herkes o günleri anımsayınca derin bir ah çeker hüzünlenir ve o geçmiş güzel keyifli yılları hep özlemle anar, arar durur diye düşünürüm nedense. 

Bu sabah nedense kalktığımdan  bu yana düşünceliyim, okula gidiyorum ama her gün gittiğim yolun üzerindeki çiçeklerin böceklerin farkına varıyorum, sanki bir haber alacağım gibi hissediyorum, bütün bu yaşananlar yaşanılacak bir serüvenin habercisi sanki, yada bana öyle geliyor, hayırlısı olsun bakalım.

Sene 1977 okulların tatil olmasına 1 ay kaldı, yani mayıs ayındayız. Muratlar köyü Kiril i Metodi okulunda okuyan öğrencilerin hepsi bir ayın bitmesini iple çekiyor.  Boğazkesen ve Yenimahalleden gelen öğrenci arkadaşlarımız eminim bizden daha çok sabırsızlanıyorlardır, çünkü onlar bizden çok erken yollara düşüyor ve doğal olarak daha çok yoruluyorlardı. Doğa ananın kış uykusundan uyanması ile yeşermeye başlamış olan ağaçlar çiçekler tüm köyü yeşilin onlarca rengine boyarken, kuşlar ve böceklerin melodileri ile  sanki büyük bir müzikalin habercisi gibiydi.  Orhan Veli bir şiirinde sanki bizim köyün okulundaki öğrencilerin halini görmüş de yazmış;

Benibu güzel havalarmahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım…
İşte bizde bu ruh haliyle mayıs ayına girmiştik. Zamnın hızla geçmesi gerekiyordu, derhal bu konuyu masaya yatırmalı ve bir şeyler yapmalı ve çözümler üretmeliydik, akis takdirde günler geçmek bilmeyecekti. Her mahalleden toplanan öğrenci meclisleri konuyu etraflıca tartışıyor tembelliğimizin üzerinden atılması, isteksizliğimizin giderilmesi için fikirler üretiyorduk. Çok uzun sürmedi çözümler bir bir gelmeye başladı. Kızlar koruya (ormana) çiçek toplamaya gidelim  fikrini savunurken, erkekler mahalleler arasında maçlar yapalım fikriyle üste çıkmaya çalışıyordu. Orta yol bulmak için çaba gösterenler de oldu ama erkeklerin baskısı ile mahalleler arası futbol müsabakalarında karar kılındı nihayet.  Hemen gruplar oluşturuldu, tarihler belirlendi kuralar çekildi ve bizi  saran miskin bahar tembelliği üzerimizden atılmaya başlanmıştı bile.   Muratlar köyü dört mahalleye bölünmüştü, aşağı mahalle (bizim mahalle), yukarı mahalle (Karağaç Camisi mahallesi) , Dobruca mahallesi ve karşı mahalle (TKZS mahallesi). Maçlar için 3 saha belirilenmişti; 1 Okul Bahçesindeki saha, 2.Dobruca mahallesindeki saha ve yedek olarak da bizim Buzluca (Tuzsuz) çeşmesi yanındaki mera saha olarak   onaylanmıştı.
140
Aşağı Mahallemizin takımına bir ad aranmadan  bulunmuştu bile, zaten bizim mahallenin adıydı Yuri Gagarin (Uzaya ilk çıkan Sovyet Kozmonot), sıra ayakkabı ve formalara gelmişti, lakin sıkıntı başgösterdi, formalarımızın tek renk olması gerekiyordu ama mahalledeki çocukların tek ren şort ve forması yoktu, ayakkabı konusu ise tam bir çıkmaza girmişti, bir çoğumuzda futbol oynamaya uygun ayakkabı yoktu , hatta bazı arkadaşlarımız yalınayak oynamayı düşünüyordu, dramatik bir durum oluşmuştu. Köy çocuklarının en büyük artıları hoşgörüleri ve alçakgönüllülükleri olduğunu bir kez daha şahitlik ederek yaşıyorduk. Bu konular şehir çocuklarında ciddi mesele olarak tartışılırken köy çocukları şekilci değillerdi ve hiçbir zaman olmamışlardı, Bizim içi önemli olan maçın kazanılması ve mahallemizin öteden beri var olan ünvanının korunması idi. Nerde görülmüştü Gagarin Mahallesinin gençleri ( oysa biz o yılarda çocuktuk)  misafir mahallenin takımına yenilecek ve bütün köyün ağızına sakız olacaktı.  Gagarin mahallesinin cengaverleri her zaman olduğu gibi bir yol bulacak ve durumu kurtarmasını bileceklerdir, ölmek var dönmek yoktu.   Şanlı Mahallemizin  maçı dediğim gibi Tepelilerin Hasan Aganın evinin önündeki merada, yani buzluca çeşmesinin hemen batısında bulunan saha görünümlü merada yapılacaktı. Takımımız sahada antremanlara devam ediyor lakin her seferinde  topun dereye kaçmasından tutunda ayağımızdaki ayakkabıların uyumsuzluğuna  kadar ciddi sorunlar ile karşılaşıyorduk.  Sorunlarımız tüm ekip üyeleri tarafından görülmesi ve bilinmesine karşın sorun yokmuş, herşey yolundaymış gibi çalışmalar tam gaz devam ediyordu. Bu durum bendenizi çok üzüyor ve düşündürüyordu,  aklıma çok fazla çare gelmiyordu, tek bir çözüm yolu vardı, fakat arkadaşlarımla paylaşmaktan çekiniyordum. Ailemi de işin içine katınca korkudan  bu yoldan kendimi vazgeçirmeye çalışıyordum. Futbol takımlarımız bir kaleci toplam 6 kişiden oluşacaktı. Yani 11 kişilik takımların olmaması benim aklımdaki fikri hayata geçirmek için çok iyi bir hafifletici sebep olarak  şeytana uymamı adeta teşvik ediyordu. Maçın oynanacağı günün sabahı her türlü riski düşünmeme rağmen içimdeki sesi dinlemiş ve planımı uygulamaya karar vermiştim. Macın oynanmasına bir saat kala sürpriz bir şekilde ortaya çıkacak hem ekipman eksikliğinden dolayı bozuk olan moralleri düzeltecek, hemde tüm takım arkadaşlarımızı ateşleyecek formülü uygulayacaktım. Elimde poşetler ile sahaya yaklaşırken manzara gerçekten çok etkileyici  ve muhteşemdi. Seyirliler ve rakip takımın saha ısınma turlarına başlamıştı, bizim arkadaşlar misafir takıma centilmenlik etmiş sahayı onlara bırakmıştı. Bizim takım  bir çember oluşturarak sahanın hemen yanındaki ceviz ağıcının gölgesinde toplanmışlar son hazırlıkları konuşuyorlardı. Hatta kendi aralarında konuşurlarken benim nerde kaldığımı neden gelmediğimi de konuştuklarından emindim.  Koştura koştura geldim yetiştim ve onların bana hesap sormasına izin vermeden hadi arkadaşlar dedim soyunun bu formaları giyeceksiniz  kramponları dikkatli kullanın hepsini daha yeni aldılar maç bitince hemen kimse göremeden geri görtüreceğim. Bir suskunluk anı yaşandıktan hemen sonra şok etkisi kendisini gösterdi ve suskunluk bozuldu. Bunu nasıl yaparsın, başımızı belaya soktun, biz bunun hesabını hem okul yönetimine hemde ailelerimize nasıl verirsiz türünden onlarca soru ile tenkid ile karşı karşıya kaldım.  Susun ve beni dinleyin dedim, ben okulun beden eğimi sorumlusuyum, sakin olun bir şey olmayacak, siz de biraz dikkatli olursanız , yani formalar yırtılmaz kramponlarında vidaları sökülüp kaybolmaz ise  tüm sorumluluğu üzerime alıyorum siz sadece maça konsantre olun dedim. Benim açıklama ve telkinlerim ne kadar etkili oldu bilmiyorum ama, bu konuşmalar yapılırken formalar ve kramponlar çantalardan çıkmış hepimizin gözlerini kamaştırıyoru. Bir müddet sonra tepkiler ya susturuldu ,yada bitti bilemiyorum. Şaşkınlık ve öfkenin yerini heyecanlı ve neşeli ve bir o kadarda gururlu bir hal aldı.  Kırmızı beyaz formalar giyildi, herkesin ayağında bol gelen ayakkabılar 2-3 numara büyük olmalarına rağmen burunlarına kağıt doldurularak giyildi. Beyaz şortların kenarlarında kırmızı  çizgiler muhteşemdi,  bazı arkadaşlara şortlarda bol geliyordu bu nedenle düşmesinler diye üzerine kemer bağlayanlar olmuştu. Formalar da büyüktü ama sorun değildi kimsenin üstünden düşmüyorlardı.  Güneşten daha parlak yıldızlardan yüceyiz yemin ettik bayrağa uğurunda öleceğiz sloganları ile sahaya girdik.  Artık şaşkınlık sırası rakip takım oyuncularında  ve seyircilerdeydi, konuşmalar uğultular bir süre devam ettikten sonra hava lehimize dönmüştü. Gagarin Gagarin sloganları köyün merkezinden duyulmaya başlanmıştı. Maç başlamış bizim ekip fiyakalı formları ile savaşırken rakip takım oyuncuları da en az bizim kadar çetin mücadele ediyordu. İlk yarı gölsüz bitmiş ara verilmişti. Benim  gözlerim formaların ve kramponların üzerindeydi, sökük yırtık varmıydı, vidalar düşmüşmüş olabilirdi, tek tek kontrol ediyordum. Kendi formama bakmıyordum çünkü zarar görmesinler diye yere dahi düşmemiştim.  Şu ana kadar bir problem bir sorun yaşamamıştık, benim için ne büyük teselli olmuştu bu durum.. O gün maç berabere bitti, ve ben hemen formaları ve kramponları toplamış  tekrar kutularına yerletirmiş hızlıca okulun spor malzemelerinin durduğu odaya götürmüş bırakmıştım. İçimdeki Robin Hood  bu sabah ortaya çıkmış ve emanetler tekrar yerine konuca yeniden bedenime gizlenmişti. Kazasız belasız bir operasyon daha başarı ile nihayetlenmiş ve ben rahatlamıştım. Bu rahatlığım ertesi gün okula gidene kadar sürmüştü. Beden eğitimi öğretmenim Recep Mualim beni spor aletlerinin deposunda çekmiş ve hesap soruyordu , sen nasıl yaparsın, neden yaptın, kime sordun gibi soru bombardımanı ile karşı karşı karşıya kalmıştım. Böyle zamanları iyi yönetmeyi babamla yaşadığım tartışmalardan nasıl idare edeceğimi  öğrenmiştim. Susmak karşı tarafın daha fazla sinirlenmesine mani oluyordu, içini dökmesi öfkesini atması gerekiyordu, ben sadece evet haklısınız , bir daha olmaz  gibi kelimelerin içimden çıkmasına izin veriyordum. İçimdeki ses ise bana sakin ol Cevat sen kötü birşey yapmadın ki! Zaten okul öğrencilerine ait olan formaları kullanmış ve daha sonra yerine koymuştum. Ben aslında mahalledeki çocukları sevindirmiş mahallemizin ünününe ün ve şan katmıştım. Neyse Recep Hocam da diğer öğretmenler gibi beni çok iyi tanıyordu, derslerimde başarılı olmam hep avantajım olarak yanımda yer almıştır, lakin daha önceki serüvenlerimi de okul yönetimi bildiğinden olsa gerek, kazasız belasız disiplin kuruluna verilemeden tatlıya bağlanıyordu. Çok değerli öğretmenime ne kadar teşekkür etsem azdır. Bugün biz Muratlar köyü Kiril i Metodi okulu  öğrencileri olarak  iş hayatımızda ve özel hayatımızda bu kadar iyi niyetli ve affetmeyi bilen insanlar olabildiysek, Recep Muallim gibi öğretmenlerimizin bize aşıladıklarının çok derin katkısı ile olmuştur. Köyümüzden doktorlar mühendisler, öğretmenler ve daha nice değerli ve hatırlı işlere imza atan mezunlarının olmasının ana nedeni her zaman söylediğim gibi, okulumuzun eğitmen kalitesinden kaynaklanmaktadır. Hepsine sonsuz teşekkür ve saygılarımı sunarım.
Şikayetler ve ard niyetli suçlamalara hiç durmamamın nedeni büyüklerimizin hoşgörü ve iyi niyetinden dolayı her zaman tatlıya bağlanmış olmalarıdır. O iyi yürekli insanlara her zaman minnettarım
Bu arada  Yuri Gagarin (Aşağı Mahalle ) mahallesi belki o gün maçı yenik bitirecekti ama öyle olmadı, berabere bitirdik,  yenilgiden  kurtulmakla kalmadık ünümüz şanımız bir süre daha o gün yaşanan sürpriz olaydan dolayı  civar köylere kadar ulaştı ve dilden dile uzun bir süre konuşuldu.

Not: Bu hikaye Bulgaristan Eski Cuma  Muratlar Köyü Kiril i Metodi okulunun değerli öğretmen hizmetli ve öğrencilerinin güzel anılarını yaşatmak  ve hatırlatmak adına yazılmıştır.  Tüm Öğretmen ve okul hizmetlisi olarak emek verenlerin  ellerinden öper saygılarımı sunarım.

188

Cevat ÇIRAK

09.03.2017

Reklamlar

About Cevat Cirak

''Herkes kendi ateşinde yanar''
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s