Balkançe (Köy hikayeleri)

BALKAN mk50

Bir sağıma dönüyorum bir soluma, bahçedeki erik  ağıcının yapraklarının dansını ay ışığı odamın içerisine bana sormadan sokuyor ağıcın dalları odamda bana minik bir gösteri yapıyorlar. Yatağımın purjinaları (yayları) sağ sola dönerken çok gürültü ses çıkartıyorlar diye adeta yatakta ordan oraya dönerken nefes almadan yer değiştiriyorum, her hareketim daha çok canımı sıkıyor korkumu hafifleteceği yerde beni daha çok geriyor korkutuyor. Allahım delirecem, bir türlü zaman geçmek bilmiyor, gözüm her dakika duvarda asılı duran saatte. Sanki saat durmuş gibi 3 kez arda arda baktım hala sabahın iki buçuğunu gösteriyor. Korkumdan evden okula çıkıcağım saati tam 1.5 saat öne aldım, buna rağmen dakikalar geçmek bilmiyor bu gece. Kendi kendime  kızıyor bir daha  elimi  sürmem diye yeminler ediyor, bu konuyu düşündükçe korkumu hafifletmek yerine azdırıyordum. Biliyorum bu işin sonu hiç hayırlı olmayacak ama ne yapayım, oldu bir kere, yaşanmış olmuştu bu saatten sonra değiştirme şansım yok diyorum ama bu teselli bana yetmiyor bu gece . Of delirecem. Nasıl oldu da ben bu belayı kendi başıma açmıştım, neden dikkat etmemiş  acele etmiştim. Yok yok en iyisi mi ben koyun sayayayım ,biraz uyumaya çalışayım, bir koyun ,iki koyun üç koyun derken yine dönüp dolaşıp aynı yerdeyim. Heyecan dorukta  film gibi bir gece yaşıyorum, fırtınılar esiyor yüreğimde, aslında o kadar yorgunum ki, bir yere sızıp bayılasım var. Korku tüm vücudumu esir almış durumda. Sanki sabahın ilk ışıklarına kadar uykusuzluk  benimle oyun oynayacak gibi. Geçmiyor olmuyor derken  yorulmuş uyumuşum. Uzun bir geceden sonra sabahın altı buçuğunu duvardaki  saatin birbirini kovalayan yelkovan ve akrebinden okuyabiliyorum. Hemen kalktım, ev halkı annem dışında uyuyordu, annem kabahatimi bildiğinden benden erken kalkmıştı. Giyinmem saniyeler sürdü, çantamı zaman kaybı yaşamamak adına daha akşamdan hazırlamıştım, annem hemen  çantamı sırtıma yerleştirdi ve  hadi sen git baban kalkmadan, ben durumu idare ederim diyerek beni okula uğurladı. Dördüncü sınıfa gidiyorum ve ilk kez bu yaşıma kadar hiç yaşamadığım bir serüvene  adım attığımı biliyordum, ama hikayenin sonu nasıl bitecek   onu düşünemiyor bilemiyorum. Neyse okula nihayet ulaştım,  dödüncü sınıflar aşağıdaki okulun alt bahçe katında okuyorlardı. Dersler sabah 09.00 başlıyor olmasına rağmen ben daha hademe İlyas aga gelmeden sınıfa girmiştim.  Sınıf buz gibiydi, sabah olunca  İlyas aga sınıflardaki sobaları saat sekizde yakmaya başlıyordu. Bizim Muratlar köyünde öğrencileri sınıflara ayakkabıları ile giremiyorlardı, sadece sınıflarda giyebileceğimiz terliklerimiz giyiyorduk. Her  ders arasında  dışarıya çıkarken terliklerimizi çıkartır  dolaptaki ayakkabımızı giyer terlikleri kendi dolaplarında saklardık.  Oda soğuk, terlikler soğuk, içim derseniz sopsoğuk, donup gideceğiz burda diye düşünürken İlyas aga kapıda bitiverdi. Benim gözüm aslında hep kapıda ve yolda olacaktı ama belanın bu kadar erken geleceğini düşünememiştim. Neyse ki gelen kişi babam değildi. İlyas aga beni görünce şaşırdı, ben onu görünce ise sınıfta olduğumu nasıl anladı diye düşünüyor ama bir türlü sormayı cesaret edemiyordum. Ya babam haber verdiyse ve dışarıda bekliyorsa diye düşünüyordum. Sınıfın ışıklarını açık görünce gelip kapatayım diye koşa koşa sınıfa geldim dedi İlyas aga, ne işin var senin burda bu saatte diye devam etti. Dedim bir şey yok sadece erken gelip ders çalışmak istedim ama çok soğuk olacağını düşünemedim, tam peçkayı (sobayı) yakacaktım sen geldin İlyas aga dedim. Sınıftaki sobalar ince uzun odun ve kömür yakabilen Tutrakan marka sobalardı. Bu Tutrakanların dışları beyaz renk emaye  üst kısımları ve ayakları  demirden yapılmış çok sağlam sobalardı. Koca sınıflar bu sobalar sayesinde ısınıyordu. Sen dedi İlyas aga bir kabahat işlemedin değil mi ? Hiç bu saatte okula gelmezdin, sen söyle bana ne oldu diye devam etti, bu arada benim üşüdüğümü anlamış bir an önce elindeki kağıdı kibritle yakmaya çalışıyordu. İlk denemesinde başarılı oldu ve kağıt sobanın içerisindeki odun parçacıklarından tutuşturdu, yükselen yanık kokuları burnuma kadar geldi. Duman ve yanık kokusu biraz olsun içimi ısıttı diye sevinirken cevap istediği sorular, benden cevap beklercesine sıralanıyordu. İlyas aga dedim dur ben sana anlatacağım ama çok korkuyorum dedim. Kokma dedi anlat ben seni dinler elimden gelirse  yardımcı olurum diyerek rahatlatmaya çalışıyordu beni. Soba alevlenmiş, odunlardan gelen çıtır çıtır sesler soğuk havanın yerini  ılık ve içimi ısıtına bir havaya bırakıyordu. Oturduk bir rahleye ( masaya ) ve ben başladım anlatmaya. İlyas aga ben dün  babama TKSZ ‘DEN (Köy Kooperatifinden) verilen BALKAN 50 motosikletini sormadan aldım ve kullandım, aslında ben bunu da ilk kez yapmıyorum, ara sıra babam köydeki  horemaka (meyhaneye) gidince alıp kullanıyordum.   Ama dün gece biraz fazla zorladım galiba, ne oldu anlamadım, motorun vites kutusundan bir ses geldi, ve motor çalışmasına rağmen gitmemeye (haraket etmemeye) başladı. Sonra ben motoru elimle iterek eve getirdim ve mahalledeki büyük abilerime sorduğumda vites kutusunun içerisindeki dişlilerin kırıldığını söylediler.BALKAN  motorsikletler 50 cc , yani 50  beygir gücünde olduklarından dolayı halk arasında Balkançe olarak (motorsikletin küçüğü anlamında) anılırdı.

BALKAN 50

 

Kısaca  bugün okula erkenden gelmemin nedeni budur diyerek derin bir nefes alarak sustum. İlyas aga durumun ciddiyetini anlamıştı, babam bu sabah motoruna binecek ve işe diye yola çıkacak ama motosikletin bozulduğunu anlayacak bir de işe geç kalacak dedi.  Evet dedim öyle olacak ama İlyas aga biliyorsun benim babamı, döver beni dedim.  Zaman ilerliyordu, çocuklar yavaş yavaş sınıfa girmeye başlamışlardı,  dikkat çekmemek için biz de sanki hiç birşey yokmuş gibi sohbetimizi nihayetlendirmiştik.  Birinci ders bitmiş ikinci dersin başlamasına çok az kalmasına rağmen, hala babam okula gelmemişti, benim dersle falan bir alakam olamazdı, aklım, fikrim, gözüm herşeyim yoldaydı. Babam ha geldi ha gelecek diye bekliyordum. İkinci ders bitmiş 15 dk ders arasındayken birde ne göreyim, Babam Rafi dayımla birlikte okula doğru yürüyerek ve aynı zamanda eminim bu olayın kritiğini yaparak geliyorlardı. Beklediğim an gelmişti, ben cezama dünden razı olmuştum zaten, dayaksa dayak, şamar sa şamar ilk kez tanışmayacaktık ya, inceldiği yerden kopsun diyerek, kaderime razı oldum, ve beklemeye koyuldum. Dayım ve babam okul kapısına epey yaklaşmışlardı, Cami yolu ile Okul yolunun kesiştiği yola gelmişlerdi, şu an tam ana okulun önündeki büyük havuzlu çeşmenin önündeydiler. Bir mucize yaşıyordum sanki,  dayımla babamın yönleri değişti. İkiside köyün merkezine doğru, caminin altındaki yoldan ilerleyerek devam ettiler. Derin bir oh çektim, en azından akşama kadar kurtulmuştum, zaten dedim içimden, babam dönene kadar öfkesi de geçer  hafif sıyrıklarla atlatırız   bu serüveni diye sevindim mutlu oldum.

Öğlen okuldan çıktığım gibi koşarak eve döndüm. Annemin yüzü gülüyordu, beni görünce hemen karnın açtır senin gel hemen yemek koyayım karnın doyur dedi. Ben anne ne oldu babam gelmedi neden gelmedi, sana birşey dedi mi gibi bir  sürü soruyu peş peşe sıraya koymuştum. Annem anlamıştı ne kadar merak ettiğimi ve başladı anlatmaya. Baban dedi sabah motorsiklet kıyafetlerini giydi, motoruna gitti, çalıştırdı, motoru yokuş aşağı bıraktı, yokuştan aşağı indikten sonra motorunun arızasını anlamıştı, motordan indi motosikletin  ayaklarını indirerek sabitledi, kafasındaki kaskı çıkarttıktan sonra söylene söylene eve yürümeye başladı. Ev gelince bana kızacak, bilip bilmediğimi soracaktı ama tam o sırada deden yanıma geldi ve baban dedenin yanında sesini yükseltemedi ve susmayı tercih etti. Deden ne olduğunu sorduğunda baban motorun arızalandığını söyleyerek üstünü değiştirmeye eve girdi. Bende dedene bana yardımcı olduğu için teşekkür ettim. Sonra da Komuşumuz Rafi dayına haber verdim, baban evden sinirli çıkarsa dayın yolda sanki rast gelmişler gibi denk gelecek ve onunla sohbet ederek rahatlatmaya çalışacak ve okula gitmesine engel olacaktı. Sen merak etme oğlum baban kızar ama sizi çok sever akşam eve geldiğinde de zaten olay unutulur gider diyerek beni rahatlattı.  Her zamanki gibi annem bir dahi bir kurtarıcı olarak üstün bir vazifeye imza atmıştı.

Gerçekten de olaylar aynen annemin planladığı gibi seyretmişti ,akşam olunca da olay aynen planladığı şekilde tatlıya bağlanmıştı. Sanki  koruyucu bir melek en zor anlarımda devreye giriyor, beni koruması altına alıyordu. Gördüğünüz gibi annem, dedem, dayım, okuldaki hizmetlimiz İlyas aga sanki yardımcı melekler misali hızır gibi yetişivermişlerdi. Ben şanslıydım diye düşündüm, ne zaman bir belaya karışsam kurtarıcılarım devreye giriyor ve beni kurtarıyorlardı. Çok değil sadece bir kaç yıl sonra  aklım başıma gelmişti. Çocuk aklımla böyle düşünüyormuşum halbuki, oysa şimdi çok iyi biliyorum ki, beni her zaman kurtaran, koruyan, kollayan, bana gözü gibi bakan hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim melekten öte bir annem vardı. Anneler olmasa bizim halimiz nice olurdu? düşünmek bile istemiyorum. Yaşasın eli ayağı öpülücesine anneler, yaşasın sevginin gücü. Biz çocuklar analarımızın hakkını nasıl ödeyebiliriz diye düşünmeye devam ediyorum ama hala bulmuş değilim.

Cevat ÇIRAK

20.03.2017

Not: Bu hikaye Bulgaristan Eski Cuma  Muratlar Köyü Kiril i Metodi okulunun değerli öğretmen hizmetli ve öğrencilerinin güzel anılarını yaşatmak  ve hatırlatmak adına yazılmıştır.  Tüm Öğretmen ve okul hizmetlisi olarak emek verenlerin  ellerinden öper saygılarımı sunarım.

 

 

 

Reklamlar

About Cevat Cirak

''Herkes kendi ateşinde yanar''
Bu yazı Eski Cuma, Muratlar Köyü, Buynovo, Targovishte, hikaye, Bulgaristan,, Genel, Yaşadım diyebilmek için. içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s