Kübalı Olunmaz Kübalı Doğulur

Hazırlıklara bir hafta önceden başladığım hiçbir seyahatim olmadı bugüne kadar ,neden böyle oldum ben yahu, bu ne heyecan böyle, ne Kübaymış arkadaş. Efendim çocukluk hayalim Küba yolculuğuma başlamadan önce tüm hazırlıklar tamamlandı. Ne kadar makale varsa okundu,  Tüm uyarılar dikkate alındı ve hazırlıklar yapıldı. Nerdeyse 1 yıl yetecek kadar sabun, şampuan, abur cubur , kahveler, çaylar hatta bir tane de elektrikli su ısıtıcısı bir güzel valizlere yerleştirildi. Valizin 23 kg geçmemesi gerekiyor diye yemek, sabun.peçeteye yer var kıyafete yer yok modundayım yani, neyse valiz sonunda kapandı yolculuk başlasın.  Demim ya günlerim uykusuz geçiyor diye e havalanına ilk giden de ben olmalıydım o zaman, öyle de oldu diyebilirim. Buluşma saatimiz sabah saat 03, uçağın kalkış saati 06 ama ben sabahın saat birinde hava alanındayım, delimiyim neyim, kalbim yerinden çıkacak gibi sanki. Olsun kitap okurum, kahve derken saat  gelivermiş. Bilet sırasında beklerken ilk tanışmalar, ilk sohbetler, tek gidiyorum kolay değil o kadar gün bir başına ellerin diyarında diyerek işlemler tamamlanıyor.  Uçaktayız, önce Amsterdam  sonra Kübanın başkenti Havana. Epey yorucu bir yolculuk olacağı önceden belli, dakika bir gol bir, 2 saat geç kalkışla birlikte toplam 13.5 saate yakın sıkıntılı ve bitmek bilmez diyebileceğim bir uçak yolculuğundan sonra ertesi gün başkent Havana Joze Martı havaalanına sağsalim iniyoruz çok şükür.  Kıyamet gibi olmasa da 30 derecelerde bir sıcak hava eşliğinde merhaba Havana. İlk izlenimler yorgunluğun da etkisi ile şaşırtıcı bizim için. Neden mi? Havalanın klimaları çalışmıyor yada yok,  bizim gibi ekonomik seviyesi iyi durumdaki bir ülkeden gelen vatandaşlara malzeme çıktı, bu ne ya, olur mu böyle rezillik demek geliyor içinizden ama  rehber uyarmıştı ya hani, ambargo var o yüzden bunlara hazırlıklı olun diye, o yüzden hiçbirimizden  çıt çıkmıyor. Pasaport kuyruğunda gözlem yapmaya devam ediyoruz, tüm hava limanı çalışanlarına sanki performans kriterleri uygulanmıyor, yada hiç aceleleri yok gibi, dünya umurlarında değilmiş çalışıyorlar,  bizim gibi ilk gelen yabancılar bu durumu anlamakta zorlanıyorlar, bu yüzden etrafı şaşkınlıkla izliyoruz. Neyse ,45 dakika bekledikten sonra nihayet valizime kavuştum, bir an önce kapalı mekandan çıkmak için kendimi dışarıya atıyorum, grubun tamamının toplanması için çıkışta bekliyoruz.

İşte benim için gerçek serüvenin başladığı anlar. Karşıdan gelen gelen araç 1950 yılların siyah beyaz filimlerden yolunu şaşırmış gibi süzülerek yolda ilerliyor. Allahım diyorum bu ne güzellik; yemyeşil bir Cadillac, krom kaplı ışıl ışıl parlayan tamponlar, sallanarak  ve sanki biraz da kıskandırmak için naz yaparak adeta  büyüleyerek geçip gidiyor. Telaşla fotoğraf makinem aklıma geliyor, çıkartıp açana kadar geçmiş olsun, hayal araba geldiği  gibi kayboldu, tüh yazıklar olsun bana daha önce akıl etmeliydim, kendime kızıyorum. Oysa hiç kızmama gerek yok elimde telefon var onu kullansaydım kaçıp gitmeyecekti. Ama ben fotoğraf makinasına takmışım kafayı, neden, iyi fotoğraflar çekmek için şartlanmışım, yazık bana. Neyse üzüntüm çok uzun sürmüyor bir baktım ard arda 3 tane daha ilk gördüğüm arabadan çok daha güzel bir pembe ikisi kırmızı, annem ben nerdeyim, hayal mi gerçek mi, birileri beni uyandırsın bu rüyadan diyecek durumdayım, neyse rehber imdadıma yetişiyor; Hoş geldiniz, Kübanın başkentine, karşıdaki otobüs bizi bekliyor , yorgunsunuz sizi bekletmeyelim hemen  gidiyoruz diye yönlendiriyor,  rüya değilmiş, gerçekmiş diyorum usulca kendime gülüyorum ve otobüsün penceresinden etrafı hayran bakışlarla seyretme moduna geçiyorum. Merak etmeyin otobüsler yeni, hepsi YUTONG marka Çin malı. Bilmiyorum farkındamısınız hiç klimadan bahsetmiyorum, oflayıp puflamıyorum çünkü otobüsler full klimalı, harika bir duygu bu.

Küçük nir şehir tutundan sonra VEDADO AND SAINT JOHN COMLEX hotelimizdeyiz. Lobisinde beklerken 3 yıldızlı olduğunu belirten tabelayı görüyorum lakin endişeliyim, neden mi, rehber bizdeki 3 yıldızlar gibi değil lüks odalar beklemeyin demişti ya hala endişe devam ediyor. Neyse dedim ya ağır kanlı, sakin, acelesi olmayan insanların yaşadığı bir ülkedeyiz diye, uzunca beklemeden sıra bana geliyor, odama çıkıyorum, ama oda havasız ve rutubet kokuyor, beğenmiyorum, havasız ve karanlık, hemen iniyorum odam rutubetli değiştirelim diyorum. Hemen ilgileniyorlar,  odam değişiyor, Yerleşmeden önce klasik  oda  banyo kontrolleri ve  hijyen kontrölü yapmaya başlıyorum. İlk önce tuvalet banyo benim için hayati derecede önemli, ama irkiliyorum, şaşırıyorum bir de ne göreyim, sabun var, şampuan var, hatta sadece saç kremi yok vücut kremi bile var. İki adet kaliteli yüz havlusu 2 büyük banyo havlusu, temiz bir şekilde benim şaşkın yüzüm biraz normale dönmeye başlıyor.  Hemen banyodan  çıkıyorum odaya geçiyorum, çarşaflar temiz, yatak örtüsü olması gerektiği gibi, bir adet mini buzdolabı televizyon hepsi benim hizmetime amade, yüzüm eski haline, yani tedirginlik modundan gülümseme moduna geçiyor. Biz neden bu kadar aşırı yüklü valizlerle geldik ki ? Islak mendil,  peçete sabun, şampuan vb lütfen siz giderken valizinizi bu gereksiz yükler ile doldurmayın , hiç ama hiç gerek yok herşey var. Sadece şu konuda uyarmak isterim sizleri, lüks beklemeyin, lüks değil hiçbir şey. Mesela ıslak zeminler fayan lakin 3 yıldızlı bir otelde fayans ve seramikler 1 kalite değil, sanırım sorun olmaz sizin içinde, ben rahatsız olmadım, tam tersi gayet memnun kaldım diyebilirim. Şöyle düşünün komunist bir ülkelerde lüks görmek çok zor zaten, temel ihtiyaçların karşılanıyorsa işlem tamamdır. Zaten ambargonun sonuçlarını gördükçe Küba devletine de,  yaşayan insanlarada yerden göğe kadar hak veriyorsunuz, yoktan var etmeye çalışmışlar ve herşeyin kıymetini  çok iyi biliyorlar. Belki ambargo olmasaydı, bolluk içerisinde bu tespitlerimi normal karşılamazdınız ama  gerçekten işleri zor. Durumu daha iyi anlatmak adına size başımdan geçeni anlatayım. Lobide odama yerleşmeyi beklerken ayağım ağırdığı için üstü cam olan masaya oturdum, güvenlik geldi ve bana kibarca masanın üzerinde cam var kırabilir, lütfen oturmayın diyerek beni kaldırdı. Sonra öğrendim ki ülkede ambargodan dolayı cam sıkıntısı var, hatta sırf cam yokluğundan bir çok kamu kuruluşunun pencerelerinde cam olmadığından dolayı ahşap kapaklar yapılmış. İnsan içinden kahrol  emperyalizm diyor, kızıyor öfkeleniyorsunuz.

Efendim yemek, uyku, derken sabah kahvaltısından sonra bugün artık gerçek gezimizin ilk günündeyiz. Havana şehir turuna hazırız otobüsümüz kapıda bizi bekliyor. Bu gün Plaza de Armas, Malekon, Cumhuriyet Meydanı, Rum müzesi ve benim, için çok özel bir yer var programda Atatürk anıtı ziyareti.

İlk durağımız Cumhuriyet Meydanı, hani yıllarca televizyonlardan gıpta ile izlediğimiz o muhteşem 1 Mayıs İşçi bayramı kutlamalarının yapıldığı yer, muhteşem duygular içerisindeyiz, Karşınızda Jose Martı anıtı, anıtın ve meydanın tam karşı iki yanında büyük lidere  selam durmuş pozisyonda iki değerli komutan, CHE ve ilk komutan olan CİENFUEGEOS’UN yüksek binaların duvarlana işlenmiş portrelerini göreceksiniz. (Bakınız alta fotoğraflar )

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ziyaretlerimize devam ediyoruz  sıra Ataturk Anıtıda,  bizde doruklarda  bir heyecan  aldı başını gidiyor. Düşünsenize Türkiyeden 10.500 km uzakta çok farklı bir iklim ve coğrafyadayız,  bizim önderimiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk anıtı, muhteşem bir gurur ve onur kendi adıma. Sırayla fotoğraf kuyruğundayız,  farklı açılardan en iyi kadrajı yakalama çalışmalarımız devam ediyor. Anıtın kitabesinde ne yazıyor ” Yurtta Barış, Dünyada Barış” M.K.Atatürk. Sözün bittiği yerdeyiz.

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Nazım Hikmet Kübayı ziyaretinden bir anı ile devam edelim .Kübayı ziyaretinde Fidel Castroyla karşılaştıklarında  methiyeler düzmeye başlamış fakat kaşısındaki bir dünya lideri  dur demiş dur beni övmeyi bırak, bakın neler söylemiş;

Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk’ün yaptıklarını yapamazdım. Türkler sağdan sola doğru yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladı. Kıyafet Devrimi ve Medeni Kanun’la kadınlara getirilen statü çok önemliydi. Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın.”

Demek ki liderler kolay yetişmiyor ne büyük bir kıymetimiz, dünya değerimiz var. Nazım Kübaya yola çıkmadan Fidel Kastroyu ulaşmış, buralardan bir isteğiniz bir arzunuz varsa getirebilirim diye sormuş . Büyük Küba devriminin mimarı Fidel iki şey istemiş;

1. Atatürkün Kuruluş Mücadelemizi anlattığı  NUTUK eserini

2.  Nazım Hikmetin muhteşem Kuva-i Milliye Destanını zahmet olmaz ise getirebilirseniz çok memnun olurum demiş.

Nasıl ama, duygular arzular şelale değil mi?

Gezimiz devam ediyor Eski Havana Yeni Havana o meydan senin bu meydan benim derken yemek saati geliyor. Hava 30 dereceler seviyesinde ama nem olduğundan  daha sıcak hissediyorsunuz. Giderken mutlaka şapka ve gözlük alın yanınıza, hatta güneş kremi bulundurun. Şapkayı unutsanızda önemli değil Havanada şapka çok.  Şehri gezerken dikkatimizi çekenler nedir derseniz? Her yer pırıl pırıl temiz, hiçbir yerde çöp yığınları yerde izmaritler, su pet şişeleri göremiyoruz, Sokakları temizleyen görevliler de yok nasıl olur demeyin. Dünyanın en iyi eğitim verilen ülkelerden birindesiniz, devlet ayrım yapmaksınız herkese en kaliteli temel eğitimi  tamamen ücretsiz veriyor.  Devleti yönetenlerde bu hizmeti ve imkanları tamamen bedava sağladıklarından biz yaptık,  biz ettik, sayemizde oldu gibi şovlarla kendilerine pay çıkartmak yerine, acaba halkın parasını harcarken bir hata ediyor muyuz diye hesap verme telaşındalar. Halkın ise devleti yönetenlere olan güvenleri tam. Çocuklarımın geleceği için çok çalımalıyım, birikim yapmalıyım, tasarruf etmeliyim gibi kaygıları yok. Bu nasıl bir fakir ülke böyle yahu, kaygı yok, endişe yok, okul kıyafeti parası yok, kitap defter derdi yok. Bir ana ülkeniz geliyor aklınıza, yaşananlar, yaşatılanlar, ödemekle yetiştiremediğimiz vergiler, aman ne diyorum ben, normale dön Cevat. Evet dostlar işte bu değerler nedeniyle bu muhteşem eğitim nedeni ile sokaklar pırıl pırıl. İnsanlar güler yüzlü, yardım sever, saygılı. Ter kokan kimse yok, kirli zavallı sokak sakinleri göremiyorsunuz, dilenci yok. Daha ilk günden sorgulamaya başlıyorsunuz, onlar fakirse bizim durumuz ne olacak diye. Gerçekten  sorular kaygılar endişeler hep bizim kafamızda var, bizim fakirliğimiz Küba halkının endişeleri yanından kocaman bir dev olmuş gibi sanki. Sonra düşünüyorum neden böyle diye ve aklıma şu sözler geliyor. Büyük önderimiz ”Öğretmenler Cumhuriyet Sizden Fikri Hür Vicdanı Hür İrfanı Hür Nesiller İster ”  Sözü İle Neyin Önemini Vurgulamaktadır?

Hadi biraz sağlık siteminden bahsedeyim. Bir Küba vatandaşı hastaneye gittiğine kimse SGK , sigorta varmı kontrolü yapmıyor, dahası paran varmı diyede sormuyor. Dünyanın en iyi doktorlarına muayene oluyorsunuz,  ilaç parası yok, tedavi masrafı yok,  hastane konaklama bedeli yok. Kendi halkımı düşünüyorum,  bu nedir böyle yahu diyorum, isyan ediyor vicdanınız, yüreğiniz acıyor, yazık bize. Yok canım onlar fakirse biz neyiz? Oynamıyorum deyip gidesim var vallahi de billahi de.  Aklım ve vicdanım alabora olmuş durumda, fakirlik bizi kemiriyor da haberimiz yok.

Bakın eğitim ve özellikle sağlık sektörü ve doktorların kalitesini daha iyi kavramanız adına biraz daha geniş bilgi ve rakam vereyim. Küba dışında çalışan Kübalı doktor sayısı 30.000 den fazla,  bu doktorların yurt dışındaki kazançları karşılığında mesela Venezuellada çalışan doktorların maaşları ile o ülkeden petrol alarak ülkenin enerji ihtiyacını karşılıyorlar. Nasıl sistem düzen kurulmuş değil mi? Kim fakir kim zengin hadi bakalım çık işin içerisinden.

Başka bir anı CNN ‘nin bir muhabiri Kübada ağır bir kaza geçiriyor,  muhabirin ailesi endişeli , ambargo  nedeniyle fakir olan ülkede evlatlarının sağlığından şüphe ediyorlar. Fakat Kübalı doktorlar  bir hafta gibi kısa sürede ağır hastayı ayaklandırıyorlar, iyileşiyor hasta. Amerikaya dönünce bir yazı kaleme alıyor, diyor ki ben Amerikada bu kazayı geçirip hastahanelere düşseydim yataktan kalkamaz bür sürü de para öderdim.  İyi ki diyor ben bu kazayı Kübada geçirdim, yoksa şu an hayatta değildim. Yazı büyük yankı yapıyor , hadi yine sorayım kim fakir? Hangi ülkede insanların hayatlardan ve eğitimlerinden daha önemi bir konu yok.

 

Sağlık sistemi ile ilgili söyleyeceklerim daha bitmedi,  Kanser aşısı var, bizde tedavisi olmayan hastalıkların tedavileri yapılıyor, Turist akının en büyük denelerinden bir tanesi tedavi süreçleridir diyebilirim.

İlk günkü şehir turumuz çok eğlenceli ve  öğretici oldu lakin bu sabah daha bir heyecanlı ve meraklıyız. Kahvaltımızı erkenden hotelde aldıktan sonra dışarıda bekleyen otobüslerimize doluşuyoruz ve tekerin dönmesini bekliyoruz. Hedefimizde Vinales Vadisi ve Pınar Del Rio bölgesi var. Yolculuğumuz 2-2,30 saate yakın sürecek.

 

 

Vinales, Küba’nın Pinar Del Rio bölgesinde yer alan küçük  verandalı tahta evleriyle ünlüdür. “Küba’nın bahçeleri” diye anılır.  Neden bu bölgeyi ziyareti ediyoruz ? İki önemli nedenden dolayı ;

 

  • Pinar Del Rio şehrinde  bulunan meşhur pro fabrikasını ziyaret edeceğiz.
  • Mural de la Prehistoria, ünlü ressam Diego Riviera’nın öğrencisi Leovigildo Gonzalez tarafından çizilmiş yağlı boya çalışması… Vadinin kenarındaki dik ve sarp bir kayanın üzerine çizilmiş Mural de la Prehistoria adlı bu dev dağ resminin, evrim teorisini anlatan bir çalışma olduğu söyleniyor.

    Yolculuk esnasında otobüsteki eğlenceli sohbetimizden olsa gerek ilk mola yerine çok çabuk ulaşıyoruz, otobüslerimizden ihtiyaç molası için iniyoruz.  Türkiyede olduğu gibi çay sipariş etmiyoruz hemen kendimize meşhur Küba kokteillerinden  sipariş ediyoruz , romun o şekerli  aromasını büyüsünü ilk tadımda hemen tanıyoruz.  Hava sıcaklığı 30 derece civarında serinlemeye ihtiyacımız var, tadı güzel ve keyifli bir içecek olmasına rağmen kendimizi kaybetmeden tek bir kadehle yetiniyoruz. Ksa bir yolculuktan sonra  hedeflediğimiz yerdeyiz,  Mural de la Prehistoria  adlı tablonun muhteşemliği karşısındayız, hayranlık ile izlemeye dalıyoruz. Ünlü ressam Diego Riviera’nın öğrencisi Leovigildo Gonzalez tarafından çizilmiş yağlı boya çalışması…  Yüksekliği 120 metre genişliği 180 metre civarındadır. Vadinin kenarındaki dik ve sarp bir kayanın üzerine çizilmiş Mural de la Prehistoria adlı bu dev duvar resminin, evrim teorisini anlatan bir çalışma olduğu söyleniyor. 1961 yılında yapılan “Mural de la Prehistoria” adlı eser üzerinde 18 kişi dört sene boyunca çalışmış. Devasa sümüklü böcek, dinozorlar, deniz yaratıkları ve insanların olduğu mural (duvar resmi), adeta evrim teorisinin saykodelik (ruhsal olarak cinnet geçirme hali) bir yorumu gibi. Tablonun ortalama 4 yılda bir  yeniden boyanarak yenilendiğini öğreniyoruz. Ayrıca 1999 yılında UNESCO’nun dünya mirası listesine alınmış bir eser olduğunu hatırlatmak isterim. 

     

Gördüğünüz üzere ben yine dayanamayıp  Kübanın bulunan, bizim yaşadığımız coğrafyada bulunmayan bir köylünün öküzüne binerek bu muhteşem eserin önünde güzel bir hatıra bırakarak  ayrılıyorum.

Öğle yemeklerimiz çok güzel bir restoranda servis ediliyor. Her zaman olduğu gibi  canlı müzikler eşliğinde yemeğimizi yerken yağmur yağıyor,  sıcak ve bunaltıcı havanın yerini serinlik ve huzura bırakıyor.  Yemekten sonra içilen kübanın meşhur kahve çekirdeklerinden  pişirilmiş kahvelerimizi yudumladıktan sonra yolumuz Puro Fabrikası rotası ile devam ediyor.

 

Evet Küba ile anılan ve en ünlü markalarının üretildiği puro fabrikasındayız.

Küba denince ilk akla gelen tabii ki purodur. Pinar Del Rio’daki puro fabrikası görülmeye değerdir. Burada dünyanın en kaliteli puro tütünleri yetiştiriliyor. Purolar el emeği ağırlıklı üretiliyor. Fabrikanın içinde film ve fotoğraf çekmek maalesef yasaktır çünkü işin sırrını vermek istememektedirler. Bir puro için ortalama beş tütün yaprağı kullanılıyormuş, Gerçekten fabrikanın içi çok sıcak ve doğal iklimlendirme ile idare etmek zorundular. Çalışanlar o sıcak ve boğucu havada çalışmaya alışmış olsalar da insan üzülmeden edemiyor. Fabrika çıkışında yer alan satış mağazasından çeşitli kalite ve ebatta üretilen purolardan alabilirsiniz, fakat pru almak isterseniz acele etmeyin ve rehberinizden bu konuda yardım isteyin. Puro deyip geçmeyin 62 -63 puro çeşidi var, fiyatları gerçekten el yakıyor. Mesela en iyi marka olan COHIBA purolar 330-350 CUC (330-350 EUORO) satılıyor, oysa tecrübeli bir rehberle birlikteyseniz 80-100 CUC karşılığında temin edebilirsiniz. Ayrıca hediyelik puro kutuları, şapkalar, puro kesme aparatları tişörtler müşterilerin beğenisine sunulmaktadır. Bu arada puro alınırda yanına rom almadan olmaz, aynı paralelde yer alan rom satış dükkanından çeşitli ambalaj boy ve kalitede rom alabilirsiniz. Sakın bizdeki gibi pahalıdır diye düşünmeyin 2.90 – 09.00 CUK fiyat aralığında şişelenmiş romlar mevcuttur.

Bu bölgeden ayrılmadan önce özellikle yemekten sonra “Cueva del Indio” adlı mağarayı ziyaret etmenizi ve mağaranın içinden geçen nehirde sandal gezisi yapmanızı tavsiye ederiz. Vadiyi gezmek için at ta kiralayabilir, bu güzel vadiyi ata binerek de gezebilirsiniz. 

Uzun sayılamayacak bir yolculuktan sonra tekrar Havanadaki otelimizdeyiz saatler henüz uyku zamnını işaret etmiyor. Muhtemelen sizde bizim yerimizde olsaydınız duştana sonra güzel kıyafetlerinizi giyerek eğlencenin merkezi Havanın meşhur geçe kulüplerinde  keyifli vakitlere yelken açabilirsiniz. Birçok kaliteli gece kulübü 10 CUK tan başlayan giriş fiyatları ile sizleri ağırlamaktan şeref duyacaklardır. Salsa bilmiyorum diye üzülmeyin sıcak kanlı küba gençleri sizlere ayak uyduracaklar ve sizde hiç hissetmeden gecenin keyfini çıkartacakasınız. Fiyatlar ürkütücü değil, 1 kokteyl 5-6  CUC civarında,  zaten ne kadar içebileceksiniz ki dans etmekten içmeye vakit bulamıyor insan. Müzik  ve şovları hiç anlatmayacağım, onlar  anlatılmaz yaşanır diyerek o keyfi sizlerin de yaşamasını diliyorum, demedi demeyin gidin görün bana hak vereceksiniz.

 

 

Efendim güzel günler çabuk geçiyor, dördüncü gündeyiz bu bugünde benim için çok özel bir gün. Bugün günlerden Ernesto Che Quevara . Chenin çalışma ofisini ziyaret edeceğiz.  Otobüsten iner inmez beni saran heyecan görülmeye değer, grup üyelerimiz nasıl fotoğraf  telaşındalar. Küçük mütevazi bir ofisi var Chenin. Aslında çok büyükmüş ama gitmiş tuğla ve çimento almış ve tüm arkadaşlarının birlikte çalışabileceği şekilde odalara bölmüş o kocaman çalışma ofisini. Duvarları kendisi örmüş tamamlamış.  Bu arada Che’nin Nazım Hikmet hayranı olduğunu öğreniyoruz, 12 yaşında satranç şampiyonu olduğunu öğreniyoruz. Asıl  şimdi söyleyeceklerimi duyunca hayranlığınız iki kat artacak eminim. Diyor ki ”satranç bilen bir insana cennetten arsa satamazsınız” Che biliyorsunuz ateist ölümden korkmuyor,  mezara neler götüreceğini  Nazım Hikmetin Şiirineden alıntı yaparak özetliyor.

Che Guevara’nın mektubundaki Nazım Hikmet şiiri
Che Guevara’nın mektubundaki Nazım Hikmet şiiri

Ernesto Che Guevara ve Nazım Hikmet (“YALNIZ YARIM KALMIŞ BİR ŞARKININ ACISINI TOPRAĞA GÖTÜRECEĞİM”.)

Tarih 6 Temmuz 1958 Cuma günü, Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara, Meksika Şehrinde bir hapishanede mahkumlar. Hükümete karşı gizli fesat ve yasadışı yollardan silah temin etmekle suçlanıyorlar. Gerçekten de; birkaç ay sonra Granma gemisiyle Sierra Maestra’da gerilla mücadelesini başlatmak üzere 82 genç devrimciden oluşan bir grupla bir yolculuk örgütlemekteydiler.

 

Che, hapisten ailesine yazdığı aynı tarihli mektubunda; halkını ezen, emperyalizm yanlısı diktatörlükten Küba’yı kurtarmak üzere Kübalı devrimcilere katılmaya karar verdiğini anlatmıştır. Bu görev uğruna hayatını kaybetme ihtimali karşısında, Che şöyle yazmıştır: “Şimdiden ölümümü bir başarısızlık olarak görmüyorum, hatta (Nazım) Hikmet’in de dediği gibi: “YALNIZ YARIM KALMIŞ BİR ŞARKININ ACISINI TOPRAĞA GÖTÜRECEĞİM”.

 

Şiire tutkun ve kendisi de bir şair olan, Che, Nazım Hikmet’i okumuştu, hatta hapisteyken ve idam cezasına çarptırılma tehdidiyle karşı karşıyken karısına yazdığı “1. Mektup” başlıklı şiirinde kendisinden bahsetmiştir.

 

O zamanlar, Nazım Hikmet, zaman içerisinde tüm dünyanın emperyalist hakimiyet ve adaletsizlikle mücadele sembolüne dönüşecek, Latin Amerikalı genç bir devrimcinin, şiirlerini okuduğunu bilemezdi.

Ben,

alacakaranlığında son sabahımın

dostlarımı ve seni göreceğim,

ve yalnız

yarım kalmış bir şarkının acısını

toprağa götüreceğim…

Nazım Hikmet

Che’nin 6 Temmuz 1956`da, Küba devrimi öncesinde, Mexico City`de Fidel Castro ve 28 yoldaşı ile birlikte tutuklu kaldığı zaman diliminde, günlüğüne (Eylül 55 te evlendiği eşi Hilda Gadea`ya) yazdığı pargarafta, N.Hikmet`in de eşi Piraye’ye ithafen yazdığı “Karıma Mektup” şiirinde hissettiklerine benzer duyguları paylaştığı satırlar. (Alıntıdır)

 

 

Bu sabah Kübada beşinci günümüz, yine meraktan ve  heyecandan yol bitmek bilmiyor. Nereye gidiyoruz? Önce Santa Clara şehrine Che ve silah arkadaşlarının  anıt mezarlarını ziyaret edeceğiz, sonra Trinidad şehrine geçerek bir Kübalının evine misafir olacağız. Yol biraz uzun 3-4 saatlik bir yolculuk lakin rehberimiz bize yeni bilgiler verecek diye umut ediyoruz, hadi bakalım.

 

Santa Clara şehrine yaklaşmak üzereyiz, güneş yükselmeye devam ediyor, hava sıcak ve nemli , yaprak kımıldamıyor serinlemeye ihtiyacımız var. Bizim için engel mi kesinlikle  hayır, sularımız erzakımız yanımızda, aç susuz kalma ihtimalimiz zaten yok ki, unuttuk mu ne biz Kübadayız.

Santa Clara için Che’yi Che yapan şehir demek yanlış olmaz sanırım. Zaten başarılı bir gerilla olan Che, Santiago de Cuba’da başlatılan devrimin büyük aktörlerindendir. Zamanın diktatörü Batista’ya karşı halkı yanlarına alarak yapılan bu devrim tarihe altın harflerle yazılmıştır. Santiago’da başlatılan devrimi bastırmak amacıyla Batista’nın Havana’dan tren ile yolladığı mühimmatı haber alan Che stratejik bir plan kurar.Tren Santa Clara’ya gelmeden mola vermiştir. Che adamlarını örgütleyerek çok az insanla trene silah ve molotof kokteylleriyle saldırır. Tren molaya son vererek hızla yola koyulur. Bu sırada Che adamlarına Santa Clara’daki tren raylarını söktürerek hızla gelen treni yoldan çıkarttırır. Böylelikle hem yüzlerce mühimmatın Santiago’ya ulaşmasını engellemiş, hem de bu mühimmatla devrimin hızlanmasını sağlayarak, kısa bir sürede Havana’yı ele geçirmişlerdir.

İşte bu stratejinin mimarı Che, bugün Santa Clara’da yatıyor. Anısına yapılan büyük anıt ve içindeki müze Santa Clara’da yapılacak ilk şey. Müzede Che’ye ait kıyafet, silah, üniforma ve bir çok eşya görmeniz mümkün. Özellikle o meşhur yıldızlı beresini görmek çok hoş. Müzede eşyalar haricinde Che’ye ait bir çok fotoğraf ve mektup da bulunuyor. Ayrıca Che’nin naaşı da Bolivya’dan buraya getirilmiş. (Alıntıdır :Hayallerini Erteleme)

Hadi biraz daha detaylandıralım tarihleri hatırlayalım. Che ve yoldaşlarının 1967 yılında, CIA ajanları tarafından katledilip gömüldükleri Bolivya ormanlarındaki cesetlerini, yıllar sonra, 1997 yılında Bolivya hükümeti araştırıp buldu. Kemikleri DNA testine tabi tutuldu. Sonrasında kemiklerden kimlikler tespit edilerek Küba’ya teslim edildi. Şimdi Che ve yoldaşları, devrim için savaştıkları, Küba Devriminin kaderini değiştirdikleri o Santa Clara şehrinde gömülü.

Rehberimiz bize anıt mezar deyince, benim aklıma hemen Atatürkümüzün anıt mezarı geldi öyle hayal ettim, canlandırdım. Fakat anıt mezara geldiğimizde gördüğüm manzara  hayal ettiğim gibi değildi. Anıt mezar çok mütevazi bir tarzda inşa edilmiş son derece basit ve sade küçük bir yapı idi. Tek katlı abartılmadan çok kısa sürede inşa edilmiş olduğuna şahit olunca bir şaşkınlık yaşadığımı söylemeden geçmek istemdim.

Anıt mezarda fotoğraf ve video cihazları ile çekim yapmak yasak, konuşmak yasak, tek sıra halinde giriyorsunuz ve büyük bir saygı  ile müze olan bülümün girişine çıkıyorsunuz. Ben tek ziyaretle tatmin olamayacağımı bildiğimden dolayı grubumuz müze tarafına geçince tek başıma tekrar Che ve yoldaşlarının yattığı anıt bölümüne tekrar girdim. Mezarın içerisinde benden başka 2 kişi daha vardı fakat çıkışa yaklaşmış olduklarından  Che ve arkadaşlarıyla baş başa kalmıştım. Duyguların şelale olduğu  bu unutulmaz zaman diliminde yoldaşların bir parçası oluverdim. Duygularımı yönetmekte zorlandığım anlardan geçiyordum, inanılmaz gurur veren bir duygu, salonun o sessiz şahitliği içinizi burkuyor, savaşı ve mücadeleyi tekrar yaşamanıza ön ayak oluyor sanki. Özellikle Chenin yattığı sütünün önünden geçerken hemen bu bölümün ona ait olduğunu anlıyorsunuz.  Sütünün göz hizasında Chenin şapkasınındaki komutanlık nişanesi olan yıldızı görünce ayaklarınızın yere sağlam basması gerekiyor. İçiniz ürperiyor ve derin bir ah çekmek zorunda kalıyorsunuz. Böyle kahramanlar kolay yetişmiyor. Muhteşem anlar yaşıyorsunuz eğer biraz da sosyalist bir kafaya sahipseniz  ziyaret edince bana hak vereceksiniz.

Geçelim müze bölümüne , dediğim gibi anıt mezarın devamı olan gayet sade büyükçe bir oda. İçerisinde kişisel eşyalar fotoğraflar, kullanılan şahsi ve özel silahlar ve bir çok başka belge ve objeler yer almaktadır. Beni en çok etkileyen  Chenin kullandığı Zenit Marka fotoğraf makinası olmuştu. Benimde bir zamanlar kullandığım Sovyet yapımı bir ZENIT TTL makinam vardı. Bu arada hatırlatmakta yarar var Che fotoğrafa meraklıydı elinden fotoğraf makinası düşmez eksik olmazdı. Doktor diploması ve Fidel ve silah arkadaşları ile çekilmiş fotoğrafları, çıkarttığı gazeteler, kurduğu radyonun cihazlarını  görünce ne kadar planlı ve büyük emekler ile zafere gidilen yolun çizildiğine şahitlik ediyorsunuz.

Bu arada Che Santa Clarada büyük bir zafer kazanmış olmasına rağmen Fidel Kastro tarafından emirlerine uymadığından ve devrimci yoldaşların can güvenliğini tehlikeye attığından dolayı cezalandırılmıştır. Yanlış hatırlamıyorsam 6 gün süreyle Chenin beylik tabancasına el konulmuştur. Bir askere verebilecek en büyük ceza olarak değerledirilen bu duruma  Che  çok üzülmüştür.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Serüven devam ediyor. Santa Clara bölgesinden ayrılmadan önce yemek molası veriyoruz. Yemekten sonra rotamız arnavut kaldırımları barları ve sıcak kanlı insanları ile ünlü Trinidad şehri, bakalım bizi neler bekliyor, yaşayalım görelim.

Küba, Havana ile meşhur olsa da, Trinidad gibi harika şehirlere de sahiptir. Trinidad şehri 1514 yılında kurulmuş bir yer ve 1988 yılında Unesco tarafından Kültür Mirası listesine alınmış. Şehir değil adeta açık hava müzesi. Bu şehirde hotel aramayın bulamayabilirsiniz. Şehirde Kübalı ailelerin evlerinde kalabiliyorsunuz. İnanın hotel odalarından daha temiz ve konforlu odalarda kalacaksınız. Benim kaldığım oda ve evin fotoğraflarını aşağıda değerlendirmenize sunuyorum.

 

 

Trinidad bölgesinde gezilecek çok yer var;

Şehrin Merkezi Plaza Mayora geldiğinizde İtalya Romadaki İspanyol Merdivenlerine yada İstanbuldaysanız bir zamnlar Galata külesinin altındaki merdivenlere  benzer merdivenlere oturarak Küba kokteyli, Küba kahvesi, soğuk bir bira ile nefes alma, keyifli vakit geçirme şansınızı kullanın ,  dinlenerek ve zevkli anlar yaşayarak  vakit geçireceksiniz. Akşam saatleri yaklaştığında ne yerim ne içerim diye düşünmeyin. Çok enfes lezzetli mi lezzetli deniz ürünleri hemde çok uygun fiyata sizleri bekliyor. Biz yağmur eşliğinde çok güzel ıstakoz yedik , ne kadar pahalı olabiliri düşünmeyin. Yemek artı bir kadeh beyaz şarap 23.CUC . Çok pahalıymış demeyin aynı yemeği İstanbul boğazında ne kadara yediğinizi düşününce çok uygun bir tarife olduğunu göreceksiniz.

Trinidad ziyaret edilirde meşhur LA CANCHANCHARA içmeden dönülür mü, sakın sakın içmeden dönmeyin.  Kendi  adıyla hizmet veren mekanda içeceğiniz kokteyl değişik bir lezzet olarak size yenileyecek  ve büyüleneceksiniz. LA CANCHANCHARA kokteyli limon suyu, bal, rom ve buz ilave edilerek servis ediliyor. Her yudumdan önce balın lezzeti ile romun lezzetinin karışması gerekiyor, her seferinde önce karıştırın sonra yudumlayın.  Aman acele etmeyin harika canlı müzikler eşliğinde anın tadını çıkartın.

 

 

Gece bir bara girdiğinizde içkinizi sipariş edin ve masanıza çakılıp kalkmayın sakın. Bir yudum alın ve  canlı performans sergileyen müzisyenlere moral olsun diye kalkın çalan müziğe teslim olun, salsa cha cha, rumba  dans edin, merak etmeyin onlar sizin aslında doğru dans edemediğiniz fark etselerde size bu hissettirmeyeceklerdir.  Hatta garson, komi, aşçı, barmen sizinle eşlik ederek moral verecekler sizde bu moraller hem bilmediğiniz dansı öğrenecek hemde bu sıcak kanlı insanlarla bir arada bulunmaktan keyifli zaman geçirmekten büyük keyif alacaksınız.

 

 

Trinidad öyle büyülü bir şehir ki doymadan ayrılıyoruz, Havanaya dönerken yolumuzun üstünde bulunan üniversiteler ve kültür şehri CİENFUEGEOS’U ziyaret ediyoruz . Ziyaret amacımız kent meydanında bulunan eski tiyatroyu ziyaret etmek ve daha sonra da şeker kamışı tüccarlarından kalma eski ve geleneksel bir evden dönüştürülen restoranda yemek molası.

Şehir: 1819 yılında, Fransız yerleşimciler tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, özellikle mimarlık, vitray cam ve pencereler: birçok yapıda etkin olarak görülmektedir. Ayrıca, sokaklar, geniş, düz ve büyüleyici güzelliktedir.

Şehrin ismi: 1932-1959 yılları arasında yaşamış, ünlü Kübalı devrimci Camilo Cienfuegos’tan gelmektedir. Diğer ismi: La Perla del Sur.

Havana şehrine 250 km. uzaklıktadır. Nüfusu, 150 bin kişi civarındadır. Şehirdeki turizm etkinlikleri olarak yapabilecekleriniz: minyatür golf, tenis, plaj voleybolu, çekici sahil boyunca yürüyüşler, güneşlenme, yüzme, tüplü dalış, şnolker ve diğer su sporları, yakındaki doğal güzelliklere geziler, yakındaki yunus merkezinde yunus ve deniz aslanlarının gösterilerini izlemek, koyda, uluslararası su sporları yarışmalarını izlemek. Bu koy, özellikle 90 km. karelik yüzölçümü ile, ülkenin en muhteşem koylarındandır. Hatta, bu koyda, bazen suda sıçrayan yunuslar görülebiliyor. Akşamları ise, mükemmel gösterilerin sunulduğu eğlencelere katılabilirsiniz.

Şehir tarihi kent merkezi: 2005 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. 19’ncu yüzyıl başlarında, İspanyol aydınlanma uygulamasının, günümüze kadar gelen en iyi örnek kentsel planlaması nedeniyle, böyle bir karar alınmıştır.

 

 

Günler ne çabuk geçiyor. Şu beş günde ne kadar çok yeni dostlar arkadaşlar biriktirdik. Kübanın en güzel şehirlerinde zamanımızı en iyi şekilde kullanarak yeni heyecanlara yelken açtık.  Yine Havanadayız ve yarın yine yeni bir serüven bizi bekliyor.

Yarın Kübanın Bodrumu sayılan Varedeo  şehrine gidiyoruz , Atlantik okyanusunda denize girme şansımızı bakalım nasıl değerlendiriyor olacağız.

Saatlerimiz öğlene varmadan Varedero şehrindeyiz Hotel KAWAMA lobisinde odalarımızın teslim edilmesi için sabırsızlanıyoruz. Bölgeyi daha otobüsten inmeden çok beğendik. Bir an önce okyanusun serin sularında yüzebilmek, keyifini çıkartmak için acele ediyoruz.  Hotel herşey dahil sistemi ile çalışıyor, barlar kafeler denize paralel havuz ve Küba müzikleri eşliğinde  kumsaldayız.  Okyanus suyu bizim denizlerimize göre çok tuzlu , fakat suyu sıcak ve davet eden bir eda ile bizi ağırlıyor. Suyun ısısı ve rengi muhteşem  insan çıkmak istemiyor. İçimde yıllarca tuttuğum hayalim geliyor aklıma adeta canlanıyor. Eğer bir gün ziyaret etmek kısmet olursa memleketten 10.500 km uzakta okyanusa gireceğim sırada lütfen yağmur yağasın diye hayal etmiş dilek dilemiştim. Keşke başka bir şey dileseymişim,  şans buna derler yaklaşık yarım saat sonra ılık bir yağmur tam arzu ettiğim hayal ettiğim gibi. Masallardayım sanki. Şükürler olsun. Sudan çıkmak içimizden gelmiyor ne muhteşem bir tatil yaşıyorum , müzik sıcak kumlar, mis gibi okyanus romlu kokteyller daha ne olsun. Ahmet Arif dilimin ucunda ”Dağlarına bahar gelmiş memleketimin. ”

 

 

 

Belki değil Kübaya bu ilk  ve son gidişim olmayacak. Bir çok ülke gezmiş ben, neden daha önce bu topraklara gelmedim diye  düşünmedim değil. Gerçekten para, ün, ünvan gibi gereksiz yüklerinizden bir süreliğine de olsa kurtulacağınız bir dünyadasınız, lütfen keyfini çıkartın, doyasıya sohbetler edin, teknolojiden uzaktasınız, insan insana değerinize değer katın,  sadece yatacak bir yere ihtiyacınız olacak. Ne giyeyim hangi parfümü sıkayım, bu kıyafet bu aksesuarlar ile olur mu diye kafa yormadan mükemmel tatil yapacak ve her zaman Kübayı özlem ve sevgiyle hatırlayacak yad edeceksiniz.

 

Bitirmeden önce Küba Bayrağınından da söz etmek gerektiğini düşünüyorum : Mavi renk gökyüzünü, beyaz renk Kübalıların masumiyetini, kırmızı dökülen kanları, tek yıldız özgür ve kimseye bağlı olmadıklarını, enine bölünen beş parça da devrim sırasında beş bölgeden oluştuklarını ifade etmekte.

 

 

20170520_121546.jpg

 

Daha çok şey var yazacak ama çok yormadan kısa kesmekte yarar görüyorum.

Sözlerime son vermeden önce turumuzda yer alan tüm iyi yürekli insanlara çok teşekkür etmek istiyorum. İstanbuldan çıktığımızda birer yabancı gibi başladığımız Küba serüvenime baktığımda cüzdanım doldu taştı.  Neşeli, keyifli, yardımsever, can yoldaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Ne güzel insanlarla tanıştım ben, ne keyifli deli dolu vakitler geçirdik, güldük eğlendik, şakalaştık ve yeri geldi gözlerimizin de dolduğu anlarımız oldu. Sevgili Ejder Turun 17 – 25 Mayıs misafirleri hepinizi çok özledim, kucak dolusu sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum sizlere. Sevgiyle kalın. Ayrıca bize saygıda hiç kusur etmeyene güler yüzlü Kübalı şöförümüze ve rehberimize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Bir kişi daha var teşekkürü hak eden, Türk tur  rehberimiz, videolar, belgeseller, uzun uzun Küba tarihi anlatımları ile bize keyifli vakit geçirten Haluk Beye çok teşekkür ederim.

 

20170522_214112.jpg

KÜBA NASİONAL HOTEL MAYIS 2017

 

KUBA MAYIS 2017

 

Saygı ve Sevgilerimle

Cevat ÇIRAK

30.06.2017

 

 

Reklamlar

About Cevat Cirak

''Herkes kendi ateşinde yanar''
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s