Fotoğrafçı Sali Muallim

Sabahın ılık yeli sınıfımızın açık penceresinden süzülerek içeriye dalıyor hala uyumakta olan ruhlarımızı uyandırmaya çalışıyordu. Çok erken saatlerde kalkmaya alışık biz köy çocukları nedense bugün uyku mahmurluğunu üzerimizden atamamıştık. Birden sınıfın kapısı açıldı ve sınıf öğretmenimiz kendinden emin adımlarla sınıfın ortasını adeta yararak kara tahtanın önündeki masasına doğru ilerliyordu. Sınıf birden kendine gelivermiş uykudan eser kalmamıştı. Hepimiz oturduğumuz rahlelerimizde derse hazır hale gelmiştik bile.

Sınıf öğretenimiz, bugün haftalık değerlendirme yapacağız çocuklar, defter ve kitaplarınızı kaldırın sohbet edeceğiz diyerek konuya girivermişti bile.

Önce ders notlarımızı kontrol etti. Bizim oralarda öğretmenler sınıfta bir öğrenciyi imtihan ettiği zaman verdiği notu önce kendi not defterine sonra bizdeki not defterlerine (belejnik) işler imzalardı. Bizde aldığımız notu eve dönünce velimize imzalatır ertesi günü öğretmenimize gösterirdik. Çok şükür benim bu konuda hiç sıkıntımız olmadı. Derslerim hep beş ve altıdan aşağı olmazdı. Bizim zamanımızda en yük not altıydı. Öğretmen tek tek hepimizin notlarını kontrol ettikten sonra, çocuklar size bir duyurumuz var diyerek, hepimizi meraklandırmıştı. Okulumuzda öğrencilere yönelik kurslar açılacak dedi. Açılacak kurslar fotoğrafçılık ve iş makineleri kursu olacaktır. Katılma mecburiyeti yoktur, katılmak isteyenler ders sonunda tarafıma adlarını yazdırabiliriler. Kontenjan sınırlı olacağından acele karar vermenizde fayda var diyerek duyuruyu bitirmişti.

Ben hemen fotoğrafçılık kursuna adımı yazdırmıştım. Bu kurs nedense her öğrencinin ilgilisini çekiyordu fakat zor olur düşüncesiyle arkadaşlar pek kayıt olmaya yanaşmıyorlardı. Benden başka sınıfta bir arkadaşım daha kayıt olmuştu. Köyümüzde ilk kez böyle bir kurs açılıyordu. Toplam kontenjanı bilmiyordum, farklı 6,7 ve 8’ci sınıflardan toplam 8 öğrencinin kayıt yaptırdığını öğrenmiştim.

Düşünsenize bundan kırk yıl önce bir köy okulunda fotoğrafçılık kursu açılıyordu. İlk kursiyerlerden biri de ben olacaktım. Bu yazdıklarıma inanmayanlar olabilir, ama bu benim içim bir mucizeydi. 1970 li yılların ortalarında Kuzey-Doğu Bulgaristan coğrafyasında Eski Cuma şehrinin Muratlar Köyündeki bir köyün çocukları fotoğraf makinası ve fotoğrafla buluşacaktı. Biz bugün bile bunun hayalini kuramazken sosyalist bir ülkenin köyünde çiftçilerin, emekçilerin çocukları fotoğrafçılık öğreneceklerdi. Bu müthiş ötesi bir şeydi.

Dersleri kimin vereceğini hepimiz biliyorduk. Bizim köyde bu işlerden anlayan tek bir kişi vardı, oda köyümüzün öğretmenlerinden olan Sali Muallimdi. Sali Muallim köyümüzdeki fotoğraf çeken ve bunları işleyebilecek karanlık odaya sahip tek kişisiydi.

Kurs yeri büyük okulun yanındaki bizim baraka olarak tabir ettiğimiz, sonradan ilave edilen prefabrik okulun sol tarafındaki sınıfın bitişiğindeki küçük bir odada yapılacaktı. Kurslar akşam saatlerinde yapılacaktı. Haftada 2 gün ve 2 saat olarak planlanmıştı. okul dönemi aynı zamanda kurs dönemi olarak geçerli olacaktı. Dersler akşam saat beşte başlayacak yedide bitecekti.

İlk dersimiz ilgi çeksin diye karanlık odada yapıldı. Kayıtlı sekiz kursiyerden altısı sınıfta hazır bulunuyordu. Karanlık odada Sali Muallimin ne yapacağını merak ederken heyecanlıydık, ama boş durmak olmazdı. Hocamızdan habersiz kendi aramızda çaktırmadan şakalaşıyor, zaman geçiriyorduk. Sali muallim bizim sınıfın derslerine girmediği için tanımıyordum. Nasıl bir tarzı olduğunu bilmediğimden karanlık odadaki disiplini bozmamak için pür dikkat söyleyeceklerini dinlemeye konsantre olmuştum.

Çocuklar hoşgeldiniz diyerek derse başlamıştık. Ses tonundan tecrübeli ve disiplinli bir hoca olduğunu hepimiz anladık mı bilmiyorum, lakin ben anlamıştım. Son derece kendinden emin fakat bir o kadarda sakin ve etkileyeci bir tonda konuşan hocamızın konuya verdiği önem anlaşılıyordu. Çocuklar çok meraklısınız biliyorum, öğrendikçe, keşfettikçe çok seveceksiniz, hiç elinizden eksik etmeyeceksiniz, iyi ki gelmişim diyeceksiniz diyerek bizi konunun içinde dahil etmeye çalışıyordu. Aynı zamanda elinde tuttuğu Rus malı Zenit TTL marka fotoğraf makinasını bize göstererek tanıtmaya çalışıyordu. Odanın içinde kırmızı bir ışıktan başka bir ışık olmadığı için bizde makinayı yarım yamalak görebiliyor, daha çok ilgili göstermeye çalışıyorduk. Benim için müthiş bir mucizevi gündü diyebilirim, daha ilk gün olmasına rağmen o sihirli kutudan çok etkilenmiştim. O kadar heyecanlanmıştım ki ilk geçen 2 saatlik süre bana beş bilemedin on dakika gibi gelmişti. Bu kadar kısa sürelerde biz bu işi nasıl öğrenecektik ki, bu zaman yeterli olacak mıydı, kurstan eve dönerken kafamı kurcalayan sorular sormaya devam ediyordum.

Çok geçemden kursa katılan çocukların hepsi Sali muallim sayesinde bu küçük fotoğraf makinası denen sihirli kutuyu çok sevmiştik. Hatta öyle derin sevmiş ve arzu etmiştik ki ailelerimizi ikna edip bizde fotoğraf makinası sahibi olmaya başlamıştık.

Hiç unutmuyorum Sali muallimin önerisi ve tavsiyesi ile bir okul gezisinde Sofyadaki büyük yürüyen merdivenli mağazadan kendime Smena 8 marka Rus malı bir fotoğraf makinası almıştım. Makinaya 14.5 leva para vermiştim. Deri kılıflı çok fiyakalı bir makinaydı, nasıl sevinmiştim. İçinde 36 mm bir ORWO marka film takılmış halde ilk fotoğraflarımı Bulgaristanın başkenti Sofya’da İvan Vazov tiyatrosunun önündeki parkta çekmiştim. Ne tesadüftür ki o fotoğraflar birlikte geziye katıldığımız arkadaşlarımın fotoğrafları idi, ve hala o değerli anıları saklarım. Fotoğraf makinasını aldığım mağazanın yürüyen merdivenlerini de hiç unutamıyorum bu arada; İlk kez yürüyen merdivene biniyordum, sene 1977 yazı, 12 yaşındayım, ne güzel günler geçirmiştim çocukluğumda, hiç ama hiç unutamıyorum. Güzel hissettiren günler unutulmuyor, unutulamıyor, istesiniz de olmuyor, ama ben zaten unutmak istemiyorum.

Derler ilerlemeye devam ettim. Bir kaç hafta Sonra kursumuzun öğretmeni Sali Muallim ile çok güzel vakit geçirmeye başladık. Hocamız bize fotoğrafla iligili ne biliyorsa en basit ve etkili yolla anlatıyor, bizler hayranlıkla izleyerek yeni ufuklara açılıyorduk. Sölemeden geçmemeliyim. O zamanlar okullarda resmi dil Bulgarca olmasına rağmen bizim köyde hiç Bulgar öğrenci yoktu. Buna rağmen Sali muallim bizimle karanlık odada bulgarca konuşaya başlar fakat okuldan herkes çekildikten sonra önce usulca sonra normal bir tonda türkçe konuşmaya geçiyorduk. Ne komikti ama, düşünsenize öğretmen türk, öğrenciler türk ve ya çingene çocukları, hiç bulgar öğtrenci yok ama biz bulgarca konuşmak zorundaydık. Hocamız da önce kendi ve bizim halimize gülüyordu. Zaten hangimiz çok iyi bulgarca biliyorduk ki, çok trajikomik bir durumda ama çaresiz bu duruma mecburduk. Hatta ben belki o dönemlerde bulgarcadan çok çingenece dilini daha iyi biliyordum. Çünkü biz müslüman çingene çocukları ile aynı mahallenin uşakları olarak aynı tozun içinde yuvalanıyorduk, ama illa zorla bulgarca konuşmaya zorlanıyorduk.

Bu arada Sali muallim içimizden bu işe yatkın olanları seçmeye başlamış sorumluluklar vermeye çabalıyordu. Sanırım seçilen öğrencilerden biri de bendim. Filmleri yıkama, fotoğrafları basma ve kurutma işlerini bir çok kez ben yapmaya başlamıştım. Hocamız bize güvendikçe sorumluluklarımız arttı, sadece bu kadarla kalmadık, bir kaç önemli anma gününde ve toplantılarda bizde fotoğraflar çekmeye başlamıştık. Hayat hocamızın sayesinde bize daha bir renkli ve cıvıl cıvıl gelmeye başlamıştı. Renk denizinde yüzüyor, keyifli anlar yaşıyorduk. Ah o günler ah o unutulmaz anılar, beni siz delirttiniz.

İşte bu değerli ve yetenekli Sali Mullim sayesinde bizim köyümüzdeki fotoğraf albümleri güzel ve keyifli anılarla doludur.

Unutamdan belirtmeliyim o yıllarda dijital fotoğraf diye bir şey yok, fotoğrafçılık zahmetli ve maliyetli bir işti. Herkese göre değildi yani.

Sali Öğretmen aslında bizim Salih öğretmenimizmiş; Biz Memlekette Sali Muallim diyorduk ama Türkiyeye göç ettikten sonra Salih Öğretmen olduğunu öğrenmiştik. Ne yapalım, bizim oralardaki şivemiz Salihi bilmiyordu, bizde geleneklerimize uygun haraket ediyorduk.

Günler geçtikçe ustalaştık, bir süre sonra elimizdeki fotoğraf makinelerini beğenmez olduk. Yetersiz bulmaya başladık. Salih öğretmenimiz için bu havadisler güzel havadislerdi. Bu gelişme demekti, kursun başarılı olması anlamına geliyordu.

Salih Öğretmeni yazmaya ve sizlerle paylaşmaya karar verdiğimde, en az 3-4 hafta her dakika bize böyle bir beceriyi kazandıran bu değerli hocamızı nasıl anlatmalıyım diye düşündüm, kafa yordum;

Değerli Hocamız bize;

  • Sadece vizörden bakmayı öğretmemişti, o küçük kutunun arkasından bakmayı bilirsek kocaman renkli bir dünya olduğunu öğretmişti, göstermişti.
  • Diyafram, estantene zamanlayıcı nediri öğretirken, görmenin yeterli olmayacağını, bakmayı öğrenmemiz gerektiğini anlatmaya çalışmıştı.
  • Fotoğrafı sevdirmek kolaymış, ama değerli hocam bize o sihirli kutu ile doğayı, hayvanları, insanları sevmeyi öğretmişti,
  • her nesenin, her canlının içindeki güzellikleri görmeyi öğretmişti,
  • Öğrenmek için sabırlı olmayı, başarının tesadüf olmadığını, emek istediğini öğretmişti.
  • Sevgili hocamız bize daha o kadar çok hayat dersi vermiş ki, bazılarına belki sıra gelmemiş olabiliri diye düşünüyorum bazen. Ebette bunu zaman gösterecek, beklemeyi sabretmeyi öğrendik sayesinde. Şükürler olsun.

Bence Salih Öğretmen bize en çok iyi insan olmanın kurallarını, erdemi, haysiyeti, onuru da öğretmişti. İyi insan olabildiysek hep bu emektar öğretmenlerimiz sayesinde gelişti ve mutlu sona ulaştı diyebilirim.

Yıllar sonra bu anımı sizinle paylaşırken, cümleleri düzgün kurmaya çalışırken o günler bir bir aklıma geliyor, hüzünleniyorum, o hayat doldu neşe dolu günleri iyi ki yaşamışım diyorum.

Yıllar geçmeye devam etti, Bizler ateşten gömlekler giydik, acılar sıkıntılar çektik ama bir şekilde büyüdük. Hayat devam ediyordu. Çalıştık didindik, çok çalıştık, aile kurduk, çoluk çocuk sahibi olduk, torun sahibi olduk, ve nihayet emekli olduk, hala yaşamaya çabalamaya devam ediyoruz. Şükürler olsun.

Yıllar olgunlaştırıyor insanı, hayatı daha anlamlı yaşamaya başlıyoruz galiba.

Sevgili Salih Öğretmenimin sayesinde fotoğrafı çok sevmişim ben. Öyle ki Emekli olduktan sonra kalktım üşenmedim üniversiteye tekrar geri döndüm, iki yıl dört dönem fotoğraf ve video kameramanlığı okudum. Mezuniyet diplomama baktıkça hocama ne kadar teşekkür etsem azdır diyorum. Bizim ne kadar değerli öğretmenlerimiz varmış diyorum, ççok şanlıymışız çok. Sadece Salih Öğretmen mi geliyor aklıma derseniz, hayır hayır öyle değil elbette. Daha çok anılarım var, saygıyla andığım öğretmenlerim var benim. Beden eğitimi öğretmenim Recep Muallim, Coğorafya dersine giren Cemal Muallim, çok değerli sınıf öğretmenim Remziye öğretmen, hep hatırımda olan saygıya değer iyi yürekli güzel insanlar, öğretmenlerim, yol gösterenlerim, geleceğe ışık tutanlarım, iyi varsınız.

Elbette biz son bulsun istemedik ama, bu güzel hayat dolu, önemli derslerle süslenmiş günlerde bir gün son buluverdi. Her şey aniden bitiverdi. Hiç suçumuz olmadığı halde, hak etmediğimiz istemediğimiz sıkıntılara sürüklediler hepimizi.

Bulgaristan Türkleri neler çekti neler.

Müslüman olmak, Türk olmak suç olup çıkıvermişti. Türkçe konuşmak yasaklanmış, insanlar zorunlu bir göçe zorlanmıştı. Ata yurdunu bırakma zamanı gelmişti. Zorunlu göç sonucunda muhacir olmak zorunda kalan bizler çil yavruları gibi Türkiyenin çeşitli bölge ve şehirlerine göçe zorlanmıştık.

Yeni bir dünya, yeni bir düzen ve bambaşka bir hayat bizi bekliyordu.

İşte bu günler yaşanırken, Bulgaristan’da yaşayan diğer Türkler gibi, iyi yetişmiş Türk eğitim ordusu da anavatana göç etmeye mecbur bırakılmıştı. Salih öğretmende aynı kaderi paylaştı, oda ailesinle birlikte Türkiye’ye İstanbula göç etmek zorunda kaldı. Uzun süre Bulgaristan ve Türkiyede öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldu. Halen İstanbul iline bağlı Çatalca ilçesinin şirin bir köyünden yaşamına devam etmektedir.

Sevgili öğretmenlerimizi saygı sevgi ve hürmetle anmaya devam edeceğiz, bizlere kattıklarından dolayı köyümüzün okuluna ve öğrencilerine emek vermiş tüm değerli öğretmenlerime ne kadar teşekkür etsek azdır.

Bir dileğim daha var elbet: Hiç kimse yurdundan yerinden toprağından edilmesin, hep yazıyorum yine yazacağım ” Coğrafya kaderimiz olmasın.” Olursa da kimse merak etmesin. Biz Evladı Fatihanlar nereye gitsek, nerde olsak, taş üstüne taş koyar yine en güzelini yaşar yaşatırız. Biz Balkan türkleri ve Bulgaristan türkleri yüce önderimizden biliyoruz ki ”Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. ”

Saygılarımla Değerli Salih Öğretmenim.

Cevat ÇIRAK

03.02.1019

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.