Brigada

Evden çıktığımdan bu yana durmadan koşuyorum. Kalbimin atışlarını duymaya başladığımda anladım yorulduğumu. Bizim evden horemak (meyhane) önüne kadar adeta koşmamış kopmuşum. Köyümüzü boydan boya ortadan ikiye bölen Beli Lom deresinin üzerine taştan yapılmış köprünün üstüne geldiğimde, fark ettim koştuğum uzun mesafeyi. Biraz soluklanmak için köprünün kollarına teslim ettim kendimi. Kalbim göğüsümden çıkmak üzereydi. Beli lom deresi gür bir şekilde taşıdığı sularını aşağıki yazovire (göle) yolcu ediyordu. Su ahenkle dans ediyordu. Suyun melodik sesini duyunca huzur kapladı içimi. Biraz daha sakinledim. Oysa evden nasıl panikle çıkmış durmadan koşmuştum. Geç kalırım diye koştum aslında. Köyümüzün merkezinde, horemak’la yan yana olan magazine (bakkal dükkanı) yetişmeliydim. Köprünün üstüne saatime baktığımda daha yarım saat vardı kapanmasına. magazine yetişmem gerekiyordu. Tamam dedim yetiştin sakin ol.

Magazine girdiğimde satıcı neden geldiğimi anlaşmıştı sanki.

Gülümseyerek hangisinden vereyim diye sordu.

İki çeşit var biri soslu biri sade.

Ben hemen karşılık verdim, ikisinden de birer tane olsun dedim.

Bu balık konserveleri çok iyi katık dedi. Kırda karın doyurmak için çok isle (iyi) bunlar, hiç uğraşmıyorsun, açıp yemeye başlıyorsun, hazır yemek dedi. Ben evet onaylıyorum anlamında sadece kafamı öne sallayarak onay verdim. Başka dedi? Arkadaşların limonata aldı, peynir aldı, birazda helva alan oldu dedi. Tamam bana da ver aynılarından, kıra boş gitmek olmaz dedim. İçimden kırda aç kalmak, ele bakmak olmaz, biraz fazla alayım da belki alamayan olur beraber yeriz dedim. Birlikte yenen yemekler, nasıl bereketli olur bilirisiniz. Allah korusun, ya oralarda acıkır aç kalırsak ne yaparız diye iç geçirdim çocuk aklımla. Nasıl olsa param var, ne istersen alabilirdim , öyle yaptım, istediğimi aldım. Gülümseyerek maganizere (satıcıya) elimdeki parayı uzattım. Maganizer para üstünü uzatırken, bir kaç tane de morena (çikolatalı gofret) alsaydın, yemekten sonra isle gider, desert olur dedi. Avucumda duran para üstünden alması için elimi biraz öne uzattım, tamam dedim, öyle olsun haklısın. Şimdi biraz rahatladım. alışveriş tamamlanmıştı. Magazinden çıkarken teşekkür ettim satıcıya. Oda beni nazik bir şekilde uğurladı. İstersen bekle , beraber çıkalım, bende kapatıyorum diye seslendi. Çok yoğun bir gün geçirdik bugün dedi. Neden diye sormak ihtiyacında değildim,ama maganizer devam etti, brigada olduğu zaman öğrenciler geliyor, onu bunu çok alıyorlar, iyi iş oluyor, bereket versin dedi. Sonra beraber koyulduk yola. Nerdeyse eve kadar bir daha hiç konuşmadan yürüdük.

Tarif edilmez heyecan içerisindeydim. İlk kez brigadaya katılacaktım. Biliyordum bu gece heyecandan uyuyamayacaktım. Eve gelir gelmez annemin de yardımıyla çantamı hazırladım. Bir büyük şişe de su koydum ranitsama (sırt çantası), hazırdım artık. Yatağımda yattığımda uyumadan önce yarını biraz hayal etmeye çalıştım, güzel şeyler hayal ettim hep, çok derinlere dalmışım, derin bir uykuya dalmış, uyumuşum.

Sabah erkenden kalkmıştım,

Annem, nereye gideceksiniz ? Sorusuyla atıldı evimizin mutfağından.

Malina ( ahu dudu ) toplamaya dedim, bize öyle söyledi muallim, çok heyecanlıyım bakalım nasıl olacak diye devam ettim. Heyecandan ne diyeceğimi bilmiyor, sevinçten uçuyordum.

Nasıl oluyor anlamıyordum, ama annem her zaman benim halimden anlardı.

Çok kolay dedi, hiç korkulacak bir şey yok, çok keyifli olur malina toplamak. Ama dikenlerine dikkat et, ellerin kolların yara bere olacak, sonra teselli etmeye çalıştı, sıkıntı yok eve gelince krem süreriz, çok acımaz dedi.

Bu anneler olmasa biz ne yapardık? Nasıl olurdu hayatla mücadelemiz? İyi ki varlar dedim içimden. Hele benim annem dedim, ne cefakar, ne gayretli bir anne, her şeyi kardeşimle benim adıma düşünüyor dedim. Sonra biraz daha düşündüm ve son kararımı verdim. Dünyadaki annelerin hepsi böyledir dedim. Kim yavrusuna kıyabiliri ki? Her ilk adım bir anne desteği ile başlıyor, anneler bu yüzden çok kıymetli. Allah anneleri başımızdan eksik etmesin. Amin.

Annem çok güzel bir gün olacak senin için, unutulmaz bir gün olacak, bir o kadar da keyifli saatler geçireceksin dedi.

Kızlı-Erkekli cıvıl cıvıl, şen şakrak bir gün sizi bekliyor , çok beğenecek memnun eve döneceksiniz diyerek benim evimden uğurladı.

Ranitsamı (sırt çantamı) yüklendim doğru okula gittim. Hepimiz aynı durumdayız galiba, herkes hiç uyumadan sabaha çıkmış gibiydi, gözlerimiz şiş, keyiflerimiz mızmız, ruh halimiz karışık vaziyetindeydi.

Öğretmenlerimiz de gruba katılınca koyulduk yola. İstikamet Yeni Mahalle yolu üzerindeki malina bahçesi. Okul bahçesinden malina bahçesine seyahatimiz yürüyerek yirmi bilemedin yarım saat sürdü.

Bizden önce gelen köy kooperatifimizin kadın işçileri çoktan işe başlamıştı. Malina dolu tahta kasalar birer birer sıraların dışındaki açık bir alana kat kat dizilmekteydi. Güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı. Serin sabah havası ısınmaya, içimizi dışımızı ısıtmaya hazırlanmaktaydı. Muallimlerimiz ve kooperatif brigadiri (yöneticisi) her sıraya iki öğrenci olacak şekilde paylaşımlar yaptı. Ellerimize birer adet tahta kasa tutuşturuldu ve kısa bir iş tanımı yapıldıktan sonra görev başlamış oldu. Boyumuz kadar malinalar içerisinde bir o dalda bir bu dalda kızarmış olgunlaşmış malinaları avuçlarımıza topluyor, ezmeden sıkmadan özenle kasaları dolduruyorduk. Alıştıkça toplama hızımız artıyor, bu arada sohbetlerimiz de şenleniyordu. Önce sıralardaki emekçi işçi kadınların yanık sesli olanları şarkıları türküleri yüksek sesle okuyor, melodiler tarla içinde yankılanıyordu. Rodopların bülbülü Kadriye Latifova türküleri çok söyleniyordu. Sarı gülüm var benim, ela gözlerine kurban olduğum ( ), ve bir çok bilinen şarkı türkü sözleri tüm ekip üyelerinin katılımı ile koro halinde okunuyordu. Deliormanın ve Rumelinin hüzünlü sesi Sıdıka Ahmedova dan yavrumdan ayrıldım ( ) türküsü büyük bir çoşkuyla koro halinde söylendikten sonra malinalık içerisinde bir süre sessizlik olur. Öyle bir yanık türküdür ki o, gurbette kimsen olmaya bile, sanki gurbette evladın, bir yakının varmış gibi hüzünlenir insan. Ayrılıklar gelir aklına. Malina bahçesi küçük bir sessizlikten sonra, yeniden giderek renklenir, kahkaha sesleri, gülücükler, derken, keyifli bir ortam yeniden oluşuyordu. Bu sefer yardıma gelen genç öğrenciler gaza geliyor coşuyordu. Ama onları türküleri şarkıları biraz farklıydı. Mesala gençler, Emil Dimitrov şarkılarınından ”O malka eli” ( (Türkçesi Berkant Samanyolu)) şarkısını yavukluları ve sevdikleri ile birlikte söylüyordu. İşçi kadınlar da zaman şarkıya eşlik ediyordu. Bir başkaydı gençlerle tarlada omuz omuza çalışmak. Bulgaristanın en büyük assolisti Lili İvanova şarkıları herkesin dilindeydi. Mesela benim eski arkadaşlarım şarkısını ( СТАРИ МОЙ ПРИЯТЕЛЮ https://www.youtube.com/watch?v=0_0uqB7-Jts ) ) dillere destan bir şarkıydı. ) herkes ezbere bilir büyük bir çoşkuyla söylerdi.

Güneş yükselmiş, kızdırmaya başlamıştı. Başımıza güneş geçmesin diye şapkalar giyilmişti. Şapkası olmayanlar mendillerini başlarına şapka yerine bağlamışti. Mendili de olmayanlar çaresiz değildi, onlar da gazete kağıdından farklı model şapkalar yaparak başlarını korumaya almıştı.

Okuldan yardıma gelen biz taze öğrenciler ise yeni yeni brigadaya alışmaya çalışıyorduk.

Brigada dediğimiz şey işte buydu. Bir nevi öğrenci işçi dayanışması diyebiliriz. Köyümüzün kooperatifinde yaz aylarında işler yoğunlaşınca insan kaynağı ihtiyacı açığı oluşuyordu. İşte böyle durumlarda Kooperatif yöneticileri okul yönetimlerinden yardım talep ediyor, öğretmen ve öğrenciler de koşa koşa, seve seve yardım elini uzatıyorlardı. Brigada Rusça bir kelimeydi, türkçesi tugay anlamına geliyordu. Sosyalist sistemin örgütlü bir dayanışma modeli olarak topraklarımızda o dönemlerde sıkça kullanılıyordu. Anadolu topraklarında öteden beri var olan imece üsülünün organize edilmiş haline benziyordu.

Bu dayanışma modeli o dönemin öğrencileri için derslerden kaytarma, soluklanma ve daha da önemlisi yavuklun sevgilin varsa onunla kırda bahçede randevulaşma modeliydi.

Biz öğrencilerden korkulurdu; Bir yandan kooperatifimize destek oluyor, bir yandan aşklarımızı tazeliyor, şen şakrak bir hayat sürüyorduk. Hey gidi gençliğimin güzel deli dolu günleri hey.

Bizim ilk brigada tecrübemiz olmasına rağmen, deneyimli üst sınıf öğrencilerinden görerek ve öğrenerek keyifini sürdürdüğümüz bir modelden söz ediyorum aslında.

Malina sıralarında ikişer kişi olarak görev alan bizler, eğer yavuklumuzun sınıfı da brigadaya katıldıysa, hemen aynı sıradaki arkadaşımızla anlaşarak sevgililerimizi yanımıza alır, kumrular gibi romantik bir ortamda malina toplamaya devam ederdik. Düşünsenize sevdiğinizle birlikte aynı sıradasınız. Malina topluyorsunuz. En olgun ve güzellerini dalından kopartıp sevgilinize armağan ediyor, eğleniyorsunuz. Gözlerinizin içi gülüyor, yaşamak ama ne yaşamak diyorsunuz.

Ne yorgunluk, ne kızgın güneşin dalgaları, kavrulsanız bile umurunuzda olmuyor hiç bir şey. Şarkılar, türküler, fıkralar, şakalar eşliğinde dayanışma içinde deli dolu bir gün ve günler geçiriyor yorulduğunuzu hele çalıştığınızı hiç anlamıyorsunuz.

Öğle saati gelince bambaşka serüvenler sizi bekliyor. Yemek molası genelde en az bir buçuk saat oluyor. Maksimum yarım saatiniz yemekle geçiyor, geriye bir saat kalıyor. Bir saat bizim gibi kanı kaynayan gençlere böyle durumlarda ciddi bir zaman dilimi. Nemi yapıyoruz? Yeni Mahalle ile bizim köyümüzün tam ortasında yukarki yazovir ( göl ) var *, bizim çalıştığımız tarlaya bu yazovir 5 dakika mesafede. Yaz sıcağında serinlemek kim istemez ki? Hele grup olarak niyetelendiyseniz değmeyin keyfine. Bir saat toplu halde güneşlenip yüzdükten sonra tekrar işe dönüyoruz. Ne dolu keyifli günler yaşıyoruz, sevdiğiniz yanınızda , keyifler tıkırında, akşam olsun istemiyorsunuz. Serüvenlerimiz bitmek bilmiyor, her anı dolu dolu bir şiir gibi gün geçiriyoruz. Brigada dediğimiz şey toplu halde bir şölen, toplu halde bir dayanışma, bir kaynaşma modeli de aslında. Lakin her güzel anının, günün, bir sonu oluyor öyle değil mi. İşte akşam olmak üzere. Toplanan malinalar akşam saatlerinde gelen kooperatif araçlarına yükleniyor, satıldıkları fabrikalara pazarlara gönderiliyor.

Kooperatifte çalışan köylü kadınlar çıkınlarını alıp evlerine dönmeden hepimize teşekkür ediyorlar. Biz öğrenciler mutluluk sarhoşu olmuşuz, bu vaziyette geldiğimiz yola koyuluyoruz. Evlerimize vardığımızda hala güzel geçen bir günün sihiri etkisindeyiz. Evet yorulduk, evet biraz güneşi yedik, ama bir o kadar mutlu keyifili anılar biriktirdik. O gece yemekten sonra hemen yatıyoruz . Yorgun bedenelerimiz sıcak yataklarına kavuşunca deliksiz bir uykunun tadına keyfine varıyorlar. Sabah olunca, perdeler açılıp güneş havasız odayı sıcacık gülen yüzü ile ısıtınca anlıyorsunuz ne kadar yorululduğunuzu . Odanızın penceresini açıp temiz havaya kavuşunca hayat sen ne cömert ne güzelsin yaşamasını bilene diyorsunuz.

Yataktan kalmadan biraz yorgunluk keyfi kaçamağı yapmak istiyorsunuz. Perdelerin uçmaya başlamasından anlıyorsunuz güneşlenmiş sıcak ılık havanın odanızın içinde dolaştığını. Dün renkli bir gün, bugün mis gibi hava, size yeni mutlu günlerin müjdecisi gibi geliyor . İşte o zaman aklınıza Nazımın o meşhur dizeleri geliyor. Yaşadım diyebilmek için.

Yaşadım Diyebilmek İçin

Bilir misin?

Bir gün kuş olup uçacaksın

İşte o an gelmeden ise yaşayacaksın

Yapmadığın şeyleri yapacaksın

Belki bir şarkıya aşık olacaksın

Onu durmadan dinleyip iki gün sonra unutacaksın

Belki de bu şarkıları söyleyeceksin

Her söylediğinde kalbin yeniden atacak 

Kim bilir belki de bir bilim insanı olur da kendini onlara adarsın

Herkes sana karşı koyarken sen bunu para istemeksizin yaparsın

İşte bundan dolayı sen yaşayacaksın

Kimsenin yaşamadığı kadar

Atamın çocuğuyum diyerek ülken için öleceksin belki

Ama ölürken asla pişman olmayacaksın 

Çünkü sen bileceksen her zaman senin kanınla onur duyacak 

Bir gençlik olacak önünde

Bilmem aşık olursun belki de

İşte o zaman onun için her şeyi yapacaksın

Sadece bir gün de olsa

Onu sevdiğini hep dile getireceksin

Ya astronot olursan ne yapacaksın

Uzaya hükmedeceksin 

Diğer insanlara uçtum diye hava atacaksın belki de

Ta ki uçağın çoktan icat edildiğini hatırlayana kadar

Kahraman olmaya ne dersin 

Bir itfaiyeci olarak o ateşlere atlamak

Ve insanları kurtarmak

Seni hayata bağlayacaktır emin ol

Belki de 2 gün uyumadan ders çalışacaksın

Sonunda kötü not alacaksın

İnek olacaksın

Ama bil ki çocuklarına çalıştım diyebileceksin

Ah unutma ki öğretmen olmak da çok güzel bir şey

Çünkü çocuklara öğreteceksin

Bazen  sinirlensen de 

Onları çok seveceksin

Bilemem hiç insan olmayı denedin mi ama

İşte denediğinde yaşamından daha da önemlisi yok, anlayacaksın

Ama bunun sadece senin hayatın olmadığını bilip 

Hayvanları koruyacaksın

Belki de bir gün yeniden doğmak isteyeceksin 

Ve o gün doğacaksın ve bunların hepsini yaşayacaksın

Ne için mi?

Yaşadım diyebilmek için
  • Yukarıkı yazovir ( göl) artık yok , kurutuldu.

Cevat ÇIRAK

30.04.2019

https://cirakcevat.blogspot.com.tr

https://cevatcirak.wordpress.com

View at Medium.com

Reklamlar

Neden Bu Karamsarlık

Neden Bu Karamsarlık

Cevat ÇırakApr 6

Son dönemlerde enteresan gözlemlerim var.

Etrafımdaki insanları gözlemliyorum.

Herkes bir negatiflik sürecine girmiş vaziyette.

Şimdi diyeceksin hayırdır neler gözlemliyorsun?

Nedir bu haller?

Mesela,

diyorum ki, şöyle bir projem var.

Hadi omuz verin yapalım, çok güzel olacak.

Cevap hep aynı benzerlikte,

Senin işin gücün mü yok!

Başına iş mi arıyorsun!

Sen bu insanlara bir şey yapamazsın!

Dertsiz başına dert açma!

gibi benzer cevaplar alıyorum.

Şaşırıp kalmıyorum, pes eder miyim asla etmem

Mesela bir ay önce dedim ki

Sürekli müdavimi olduğumuz kafemize kitaplık kuralım.

Herkes evinde okuduğu kitaplardan bir kaçı başlangıç olarak getirsin.

Of puf derken 100′ e yakın kitabımız oldu.

bu sefer,

bak göreceksin kimse yüzlerine bakmayacak!

Okumazlar, ben bunları biliyorum!

Kitaplara yazık olacak ve daha neler neler!

Şimdi bakıyorum,

okumaz denen kitapların bir kısmı okunmak için alınmış bile…

Okunuyor yani, bazı arkadaşlar ikinci üçüncü kitabı okuyor.

Hatta bir arkadaşın cidden okuduğunu görünce

okur yazarlığına destek amacıyla ona özel bir kitap getirdim evimden

Daha ilk ayında beklentimin üzerinde bir performans görüyorum.

Okuyanlar kim derseniz?

En çok olmaz girme bu işe diyenler okumaya başladı.

Bazı arkadaşlar hala inatla okumamak için direniyorlar.

Fakat onların da eşleri çocukları meraklı ve okumak istedikleri,

kitapları kitaplıktan sordurtup alıyorlar.

Onlarda zamanla bir kitap okuyacak ve sonra

devamı gelecek.

Bu okuma öğrenme işi bulaşıdır,

önce bir kaç kişi virüsü kapar,

sonra o ortamda bulunan herkes ufak ufak nasibini alır

ve sonunda herkes virüsü kapar.

E diyeceksiniz kötü mü olur? Hayır elbette.

Bağışıklık sistemleri gelişir, güçlenir.

Şimdi ne okuyorlar diye gözlemlemeye başladım.

Gözlemliyorum.

Tahminim bir kaç ay sonra yeni kitaplara ihtiyaç olacak

Genelde roman ve hikaye kitapları tercih ediliyor

Özellikle Türk ve Rus edebiyatı merakı var

Az bir kısım tarihe meraklı

Atatürk kitaplarının yeri ne zaman gidip kontrol etsem boş

Şimdi şikayet etme sırası bende

Tahminimden iyi okunuyor kitaplar.

Yapmam gereken, süreci geliştirmek

Önce, bir kütüphane kitap takip defteri almalıyım

Hangi kitap nerde kimde kayıt altında olsun

Ne tür kitaplar tercih ediliyor kayıt altında olursa

Kitaplığımızı bu yönde takviye edelim.

Marangoz bir yeğenim var

Bir bak bir raf daha ek yapalım dedim

Tamam dedi,

Olacak bu işten, oldu bu işi de geçtik.

büyüyecek bu iş daha çok kitabımız olacak

modundayız.

Ama yetmez yanına bir şey daha koyalım diyorum,

taş üstüne taş koymayı babamdan öğrendim.

Yeni ne olabileceğini buldum.

İstanbul şampiyonu bir arkadaşım var

Rica edeceğim ondan,

Gel diyeceğim bir kaç takım satranç alalım.

Haftanın 2 günü uğra,

hem kahveni yudumla,

hemde satranç oynamaya çalışan insanlara

sorgulatmayı, stratejiyi, yönetmeyi öğretelim.

Hayır diyeceğini sanmıyorum ama derse de,

sıkıntı yok bir yol bulup ikna edeceğim kuşkusuz.

İmkansız diye bir şey yoktur.

İnsan isterse,

Aklını kullanırsa,

planı düzgünse,

sabırlıysa,

almaktan çok vermeyi seviyorsa

kaçış yok, olur o iş.

Ve sonrası mı ne olur?

Dağlarına bahar gelir memleketimin.

Yüzü güler sevdiklerimin.

Cevat Çırak

06.04.2019

Kaçıp Gideceğim Buralardan

Kaçıp Gideceğim bURALARDAN

Köyümden ayrıldığım günden beri

Unutulmuş,

bir köşeye atılmış,

sıkıştırılmış gibi hissediyorum kendimi.

Üç ilçe,

dört semt değiştirdim

bazen bir çekyat köşesinde

bazen bir kanepede

hep unutulmuş buldum kendimi.

Koca İstanbul rahat ettiremiyor beni,

Hasretlik bu,

sürekli en zayıf yerimden vuruyor,

sıkıyor canımı.

Oysa bazen,

Boğaz var daha ne istiyorsun deyip

kandırmaya çalışıyorum özlem dolu kalbimi,

lakin bir türlü beceremedim,

şu lanet kandırma işini.

Rol yapamıyorum işte neysem oyum,

evet öyleyim,

fişek, deli dolu bir yürek var bende.

Köyümden ayrıldığımdan beri

Yalnızlığı seviyorum,

kimseyle paylaşmak istemiyorum

çaresizliğimi.

Şair ‘’Yalnızlık paylaşılırsa yalnızlık olmaz ‘’ demiş

Paylaşsam ne olacak ki diyorum,

ne değişecek?

Ben köy çocuğuyum arkadaş,

kırlara, meralara, ovalara,

kör olacası ormanlara kandım,

bu güzelliklere bilerek aldandım,

uzatmayalım işte ben köyüme aitim.

Bazen ne boğaz, ne martılar ve simit

zapt edemeyecek bu yorgun hasret,

özlem dolu kalbimi,

Çekip gideceğim buralardan

hiç arkama bakmadan,

nefesim bitene kadar koşarak,

çocukluğuma geri döneceğim,

ve en sevdiğim yere kavuşunca,

önce,

bir çay demleyin,

kaldığımız yerden yeniden başlıyoruz

özlediğim hayata diyeceğim.

Sonra da oturup köyümün bir ağaç gölgesine

hasret kaldığımız günlere

gülüp gülüp kendimden geçeceğim,

kaldığımız yerden,

ufuklara mutluluklara, hasretlere,

kaybolana kadar akıp gideceğim.

işte o zaman yalnızlığım seni yendim diyeceğim.

Belki o zaman,

ey yalnızlık sana elveda diyeeceğim.

Cevat ÇIRAK

23.03.2019

https://cirakcevat.blogspot.com.tr

https://cevatcirak.wordpress.com

Savruluyoruz

Farkında mısınız?

Son dönemlerde toplumca savruluyoruz.

Otobüse biniyorum 53 yaşındayım, gördüklerim beni ürkütüyor

Benim zamanımda gençler yaşlılara yer verirdi

Şimdi öyle mi ? Hayır !

Gencecik çocuklar ya uyku numarasına yatmışlar

Yada çok yoğun ders/ kitap okuyorlar sözde…

Kulaklıkları da cabası, duymadım görmedim modu.

Edepsizce Savruluyoruz.

Sadece toplu taşıma araçlarında mı durum böyle?

Elbette hayır, Her yer aynı.

Mesela,

Arabanla evden yola çıkıyorsunuz

25 yıldan fazla araç kullanmışlığım var ama,

sokağa çıkınca başıma gelecekler için dua ediyorum.

Araçlarımız çok konforlu, her türlü donanım var, amma…

Mesela direksiyon simitlerinin altında sinyal kolları var biliyorunuz.

Nedense şöförler sözleşmişçesine ısrarla inat ediyorlar, kullanmıyorlar.

Sorumluluğumuz yetmiyormuş gibi, birde;

Önümüzde ve arkamızda seyreden araçlarının şöförlerin de aklından

geçenleri tahmin etmek durumundayız.

Dünyanın her yerinde yaya geçidinden geçen insanlara, canlılara yol verilir.

Bizde duruma bakar mısınız!

Çok iyi niyetle ve kural gereği yol veriyorsunuz,

fakat arkanızdaki araç şoförü size kural ihlal etmiş gibi muamele ediyor.

Haklı olduğunuzu kibarca anlatmaya çalışmak istiyorsunuz

fakat neyle karşılaşacağınızı tahmin edemiyorsunuz.

Kendinize hiç yakıştıramayacağınız çözümler üretiyorsunuz.

Camlarınızı kapatıp küfürbaz bir adam olup çıkıveriyorsunuz.

Savruluyoruz derken çok ciddiyim.

Her yönümüzle çıkmaz sokakta yol alıyoruz.

Eve ayak basıyorsunuz, tam şükür edecek, bir oh be diyeceksiniz

Ama nerde…

Bu sefer hezeyan televizyon kanalarında devam ediyor.

Her kanalda seviyesiz siyasi saygısızlık almış başını gidiyor.

Bir film, bir dizi bakayım deseneniz, kendinizden ve içinde bulunduğunuz

toplumunuzdan utanıyorsunuz.

Senaristlere kızayım diyorum ama…

Yapımcı prim yapan işler istediği için olsak gerek

Kimin eli kimin cebimde, belli olmayan,

kim kimi nasıl satıyor, belli olmayan,

Kötü örnekler oluşturan diziler, filimler, yapımlar izliyorsunuz.

Kime sorsam, haklılar,

Kime sorsan, günahsızlar

Kime neden desen, ihanete uğramış

Kime dokunsan aldatılmış

Gerçekten bu gidişat bizi ahlaken çöküşe sürüklüyor

Gerçekten diyorum, görüyorum durumu fena kötü

Toplumca ahlaksızlığa, saygısızlığa, sevgisizliğe doğru

hızla sürükleniyor yitiriliyoruz.

Sosyologlar, toplumbilimciler, eğitimciler,

Herkesten önce anne babalar, siz böyle yetişmediniz

Neden böyle yetiştiriyorsunuz. Neden ?

Yeter, dur diyelim bu rezil duruma,

Sürüklenmeyelim yeter artık.

Aslında,

Çok kolay,

çözümü var !

Bize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmayarak başlayalım.

Neden bu kötü gidişe dur demeyelim?

Neden görmezden gelelim?

Neden seyredelim?

Başkasından çözüm beklemeyelim

Özümüze dönelim,

Ahlak diyelim, ordan başlayalım.

Ne diyor Mevlana

İnsanla hayvan arasındaki fark, edeptir.

Cevat ÇIRAK

22.03.2019

GÜVEN

(Recep Muallimin Anısına )

Bilirsiniz işte Mart’ın sonu bahardır derler.

Bu söz öylesine söylenmiş bir söz değildir.

Kış boyunca dinlenmiş sulanmış toprak

Suya ilk cemre düşünce harakete geçmekle kalmaz

Köklerini içinde barındırdığı tüm bitki ve ağaçları da harekete geçirir

Eğer çiftçiyseniz köylüyseniz bunu bilirsiniz,

Ağaçlarınızı bakıma alır eski ve fazla dalları budarsınız.

Mart ayının bitimi ile birlikte ağaçlarınız tomurcuklanmaya başlar .

İşte bu yüzden Mart’ın sonu bahardır, aşktır, heyecandır, keyiftir

Yemyeşil olur her taraf, hangi yeşile doya doya bakacağınızı şaşırırsınız.

İçinizdeki enerjiyi boşaltmak istersiniz.

İşte bugün yine öyle bir gün

Köylü çocukları yine kendi mahallelerinde toplanmış cambazlık peşinde

Bizde bizim mahalledeki peykadayız ( şehir mobilyası)

Oturmuş ne yapalımı düşünmüyoruz

Maça hazırlanıyoruz, yukarı mahalle ile maçımız var

Takımlar altışar kişilik olacak, biz 8 kişiyiz

Maça nasıl çıkacağız.

Ne giyeceğiz ortak bir forma bulma arayışındayız.

Beyaz potnik (kolsuz atlet),

yanlarında beyaz çizgili kara gaştalarla (bokser) çıkalım diyoruz.

Ama yapamıyoruz,

çünkü hepimizde aynı takımlardan olmadığını anlıyoruz.

Sonra neler yaparız diye düşünüyoruz ama nafile bulamıyoruz

Bir arkadaşım sen bir şey demedin bugün, vardır bir bildiğin diyor

Olmaz mı bende her zaman bir çare çözüm vardır,

Çok zeki olduğumdan değil ama okuduğum kitaplarda öyle yazıyor

Ordan biliyorum yani…

Evet diyorum siz burdan ayrılmayın ben yarım saate geleceğim diyorum

Koşa koşa mahalleden ayrılıyorum

Yarım saat sonra ellerim dolu mahalleye dönüyorum

Pırıl pırıl mavi formalar var elimde, şortlar beyaz

Formalar muhteşem, harika bir duygu bu,

Herkes şaşırıyor, ama biraz da korku var

Ya yakalanırsak !

Ya gören olursa biz ne yaparız!

Kormayın diyorum bütün sorumluluk benim

Sonuçta diyorum ben bizim okulun spor sorumlusuyum

Maç bitince yerine götürüp bırakacağım zaten kimse bilmeyecek ki.

Arkadaşlarımı rahatlatmak için öyle diyorum ama,

içimdeki ses benimle pek yanı fikirde değil.

Neyse ok yayadan çıktı bir kere, ne olacaksa olacak, geçmiş olsun

Formaları giydik ama hepimiz on- onüç yaşlarında çocuklarız

formalar bize en az üç numara büyük.

Bazı arkadaşlarımızın boyları kısa fistan giymiş gibi duruyorlar,

herkes birbirine gülüyor alay ediyor ama , olsun, bir yol bulacağız elbet

Bir şorta iki çocuk sığacak kadar büyük bu şortlara

pantalon kayışları ile çözüm buluyoruz, formaların eteklerini de şortun

içindeki külodümüzün içine bırakınca takım hazır oluyor.

Hadi bakalım maçın oynanacağı sahaya,

İniyoruz buzluca çemesinin oradaki polanaya (meraya)

Bizim sahamız buradır her zaman,

Rakip mahalle de gelmiş, ısınmaya başlamılar bile

Bizi görünce donup kalıyorlar tabiği

Formaları tanıyorlar, a sifon bunlar ne yapmış böyle diyorlar.

Direktör duyarsa hele görürse ne yapar bunları bilmem diyorlar

Bir çocuk diyor ki direktöre gerek yok Recep muallim görsün yetecek

Biz sanki olacakları bilmiyoruz gibi kuyrukları dik tutuyoruz, havalıyız.

Maç başlıyor, ama her iki tarafta şaşkınlık devam ediyor.

rakip takım bizi nasıl gambazlayacaklarını düşünüyor,

biz de sürekli üsütmüzde durmayan şortları kaldırmaktan perişan olduk

Düşe kalka maçı tamamlıyoruz,

3-1 maç bizim, yine zafer Gagarin Mahallesinin

Ey, biz deliyiz deli.

Biz aşağı mahalle uşaklarıyız, maytap değil akına öyleyiz.

bütün köy değil sadece komşu köylere kadar duyulan,

şanımız şöhretimiz var bizim,

Herkes dağlıyor, ama benim işim daha bitmedi

Aldığım formaları kimse görmeden yerine bırakmam lazım

Hepsini bir poşete koyuyorum ve doğru büyük okulun yolunu tutuyorum

Okulumuzun spor malzemeleri ve diğer her şey o depoda.

Depo nerde derseniz okulun altında kino (sinema ) varya işte orda

Kino’nun içinde sahne arkasınsa 3 tane boş oda vardı,

o odalardan bir tanesi spor deposu olarak tahsis edilmiş

Sorumlusu Recep Muallim, onun yardımcısı ben

Anahtarlar onda yedekleri bende duruyor, sorumluluk büyük yani

Usulca kino’nun arkasındaki kapıdan içeriye giriyorum,

İkinci oda spor odası,

yürürken cebimden anahtarları çıkartacağım telaşlıyım.

Tam anahtarı buldum kapıyı açacağım donup kalıyorum.

Sinema perdesi aralanıyor önce bir el görüyorum sonra kocaman bir gölge

Recep muallim karşımda, bir elimde formaların bulunduğu torba

diğer elimde anahtarlar ve karşımda Recep Muallim

Sözde cevabım vardı, her şeyin hesabını verebilecek gibi atıp tutan ben,

bilim kurgu filmelerindeki karakterler gibi donup kalıyorum.

Recep muallim her zamanki gibi sakin, ağır başlı duruşu ve ihtişamı ile

karşımda hiç konuşmadan duruyor, beni izliyor.

İşte tam o saniyelerin durduğu, geçmek bilmediği

anda ben hayatımın dersini alıyorum.

Saniyeler diyorum ama belki saliseler içinde;

Güven kelimesinin anlamını öğreniyorum

Hatta öğrenmekle kalmıyor içini kocaman kocaman dolduruyorum

İnsanların güvenine mahsar olmak ne demek öğreniyorum

Haysiyet, onur karakter nasıl olamlı öğreniyorum.

Hem öğreniyor hemde geleceğime yatırım yapıyormuşum,

ama o zamanlar çocukmuşum bilmiyormuşum , şimdi daha iyi anlıyorum.

Türk Dil Kurumu daha güvenin ne olduğunu yazmadan ben yazıyorum.

Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat*

Kafam allak bullak hocam karşımdan ama ben suskun ördek yavrusu,

O atıp tutan ben den eser kalmamış, ödlek zavallı biriyim artık.

Dedim ya saniyeler saliseler içinde benim aklımdan bunlar geçerken

Recep Muallim ne yaptı merak ediyorsunuz değil mi?

Gerçi ne yapsa yeridir hakkıdır, hemde yerden göğe kadar hakkıdır.

Oysa o bana kısa bir süre bakıp izledikten sonra, sakin bir ses tonu ile,

Her insan hata yapabilir , böyle ”bir” hakkı vardır, ben sana güveniyorum,

Hadi koy o emanetleri aldığın yere kapat kapıyı gidelim, unutalım bu günü,

Bir insan bağırmadan çağırmadan nasıl adam edilir,

nasıl geleceğe hazırlanır öğrendim

Birde çıkarken kolunu omuzuma atmaz mı!

Ben müdürle konuşurum sana bir şey olmaz, canını sıkma demez mi !

Keşke dedim bir ton sopa yeseydim de bu öğretmenime bunu yapmasaydım

Ertesi gün herkes, özellikle beni ispiyon eden rakip takımdaki

arkadaşların mutluluğu kursaklarıda kalmıştı,

Benim arkadaşlarım ise benden çok korkmuşlardı ama hep

yanımdaydılar, be öyle olmaya da devam ediyorlar.

Recep Muallim bizim beden eğitimi öğretmenimizdi

Sağlıklı bir vücut nasıl olurdan önce sağlam bir karakter, ondan da öncesi

sağlıklı bir insanın ahlakının nasıl olması gerektiğini öğretmiş bize,

gelecek vizyonumuzun sağlam temeller üzerine kurulması için çok emek

vermiş. Yolumuza ışık tutmuş, kalbimize ahlaklı insanlık mayası çalmış,

Bizim köyümüzdeki çocuklar, öğrenciler ne kadar şanslıymış diyorum

ne muhteşem öğretmenlerden ders almışız, geleceğe adım atmışız.

Bu değerli hocalarımızın bana öğrettiklerini 38 yıllık iş ve yöneticilik

hayatımda her zaman kullandım. Belki bu yüzden çok sevilen sayılan bir

yönetici oldum.

Recep Muallim yıllarca Bulgaristan Eski Cuma Muratlar Köyünde

Kiril i Metodi mektebinde

yüzlerce öğrenci yetiştirdikten sonra 1978 yılında ailesiyle Türkiye’ye göç

etmiştir. İstanbulda bür süre daha öğretenlik yaptıktan sonra her ölümlü

gibi hakka yürümüştür . Allah mekanını cennet eylesin, nurlar içinde kabir

rahatlığı versin.

Bu vesile ile bize emek veren, yol gösteren değerli ve çok sevgili

öğretmenlerimize minnet duygularımızla şükranlarımı ve saygılarımı bir

borç bilirim.

”Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu yaşayacağınız güzel günler diliyorum.

Cevat ÇIRAK

03.03.2019

*Kaynak : Türk Dil Kurumu

Balkan Türkleri Muhacir mi? Göçmen Mi?

Uzun zamandan bu yana gerek sosyal medya gerekse bazı makale ve yazılarda gizli bir tartışmaya şahit oluyorum. Bazı arkadaşlar Balkanlardan göç etmiş biz Türklere özellikle muhacir denilmesi gerektiği konusunda ısrar etmeye devam etmektedir. Ben bu konuyu biraz araştırmak irdelemek istedim, sözlükler bize nasıl yol gösteriyor bir bakalım derim.

Türkiyede Türk Dil Kurumu bu konuda en önemli otorite olduğuna göre başka kapıyı çalmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

Evet açalım bakalım TDK sözlüğü bize nasıl yol gösterecek;

Öncelikle Muhacir ne demekle başlayalım.

muhacir 
sıfat (muha:cir) Arapça muhācir
1. sıfat Göçmen
Yolda uzun bir muhacir kafilesine tesadüf ettik.” – Ö. Seyfettin
2. Hz. Muhammed’e uyarak Mekke’den Medine’ye göç eden

Görüldüğü üzere muhacir Arapça kökenli bir sıfat (muha:cir) Türkçe karşılığı göçmen olarak verilmiş. Peki buraya kadar her şey net. Türkçe olmayan bir sıfatı almışız Türkçemize monte etmiş kullanıyoruz.

Şimdi bir de göçmen ne demek, bir de ona bakalım müsadenizle.

göçmen 
sıfat
1. sıfat Kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden (kimse, aile veya topluluk), muhacir
Ama biz de yeni göçmeniz, hâlden anlarız.” – N. Araz
2. Sıcak iklimli ülkelere giden (hayvan)

Yine bir sıfat çıkıyor karşımıza. Lakin önemli bir fark var. Öz Türkçe bir kelime ile karşılaşıyoruz. Türk Dil Kurumu sözlüğü göçmen kelimesini ne güzel açıklamış, ” Kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden (kimse, aile veya topluluk), muhacir.

Görüldüğü üzere Arapça bir kelime olan muhacir ile Türkçe bir kelime olan göçmen aynı anlamları taşıyan farklı dillere ait iki sıfat olarak karşımızda duruyor.

Peki biz hangisini kullanmalıyız?

Benim tercihim Türkçe olan göçmen kelimesi olacaktır.

Neden derseniz ?

Çok basit, çünkü ben Türküm de ondan.

Ama hala ben muhacir kelimesinde ısrar ediyorum diyenler olabilir.

Saygı duyarım iki kelimenin anlamı da aynı olduğuna göre sorun yok.

Sorun bence başka bir temelde,

Dilimizi zaten 550 yıl boyunca Arapça ve Farsça dillerinin harmanlanmasından meydana getirdiğimiz osmanlıca denen ve hiç bizim özümüzle alakası olmayan bir dile hizmet etmeye devam etmek konusundaki ısrarımız olacaktır.

Tartışmanın boyutunu genişletmek isteyenler olabilir.

Mesela;

Biri/birileri çıkar Ama büyük önderimizde göçmenlere muhacirler diye hitap etmiştir, sen ondan daha iyi mi bileceksin diyebilir.

Cevabım var elbet. Doksan küsür yıl önce kullanılan bir Türkçe ile kaleme alınmış sözler bunlar. Cumhuriyetimiz kurulduktan ve harf devrimi yapıldıktan sonra güzel Türkçemizi yaban otu gibi sarmış sarmalamış bu yabancı kelimelerle yazmak zorunda olduğumuzu kimse unutmamalıdır.

Güzel Türkçemiz her dilde olduğu gibi zaman içerisinde gelişmiştir, her geçen gün de gelişmeye devam etmektedir. Dolayısı ile bize bügün göçmen sıfatını (kelimisini) kullanmak yakışır. Eskiye rağbet etmek, bizim olmayanda ısrar etmek neden?

Ayrıca unutulmamalıdır ki,; Büyük önderimiz Söylev’i kaleme alırken o günkü güncel ve alternatifi olmayan yazıyı ve dili kullanmak zorunda kalmıştır. Bugün kitapçılardan alıp okuduğumuz ”Nutuk” günümüz Türkçesi ile güncellenerek basılmaktadır. Orjinalini herkes alıp okuyabilir mi ? Hayır. Hadi diyelim okudu, okuduğunu anlayabilir mi? Cevap yine Hayır olacaktır.

Bir diğer önemli konu da

Birde Ensar Muhacirler vardır. Yani ; Dinleri ve inançları uğruna, Mekke’den Medine ye göç eden Müslümanlar vardır. Fakat onların yukarıda anlatmaya çalıştıklarımla direk ilgili ve alakası yoktur

 Neden yoktur derseniz;

ensar 
isim, din b. (***) (ensa:rı) Arapça enṣār
isim, din b. (***) Hz. Muhammed’e hicret zamanında yardım eden Medineliler

Mekke’de gelen Müslümanlara yardım edenlere ise Ensar denir.

Balkanlardan göç eden Türklere ensar demek isteyenler çıkabilir, kesinlikle olmaz kullanılmaz diyemem. Fakat unutulmamsı gereken en önemli husus ensar muhacirler İslamiyetin yayıldığı dönemde hicret etmiş ve sahip çıkılmış ilk islam dinine inananlardır. Balkanlardan göçün altında yatan nedenler çok farklıdır. Olayı putperestlerden kaçanlarla, bir başka semavi dinin zülmünden kaçanların meselesi gibi göstermek doğru bir çözümleme olamayacaktır. Olur diyen çıkarsa dönüp bugünkü orta doğu batakılığında birbirini katleden sözde müslümanlara hak vermiş olacaktır.

Biz Balkan göçmenlerinin durumu çok daha ağır yaptırım ve şartlar içermektedir. Sadece dini tanım ve nedenlerle izah edilemez bir vahşetle karşı kaşıya kalmıştık. Maddi manevi ve insani olarak çok daha ağır şart ve koşullarda işkence ve zalimlikle tüm haklarımız ve kazanımlarımız elimizden alınmaya çalışılmış ve belli bölge ve dönemlerde alınmıştır. Daha ileri giderek soykırımdan söz etsek yeridir.

Cevat ÇIRAK

12.02.2019